Beklenen Sondan Korku


İnsanlar Alem Dünya
İnsan Dünya

Beklenen Sondan Korku

Allah tektir ve teki sever. Allah’ın tek olduğu kesin. Peki, <Teki sever>in açıklaması nedir? O kadar eksik sıfatlardan münezzeh ki, zaten bunu anlamak zor değil. Din âlimleri tarafından açıklaması yapılmıştır. Fakat ben yine saf düşüncelerimden giderek bunun  tüm boyutlu anlamlarının, en uzağa yakın anlamını idrak etmek isterim.

Bu konularda yazacağım en son kaydım, doğruluğu bana makul gelenlerin; onayladığım mantıklı açıklamaları ve aklımda her şeyin, Allah tarafından izin verildiği  kadarının netleştiği, nitekim Ayet-El Kürsi  suresinde zikredildiği üzere <Onlar ise, O'nun dilediği kadarından başka ilminden hiç bir şey kavrayamazlar...> şeklinde bildirdiği gibi. Bu günlerde okuduklarımdan fazla etkilenip yazılarıma yansımaması için sadece seyirlerimden giderek, inancımla olanlara mana vermeye çalışarak yazıyorum... Anladıklarımla, âlimlerin yazdıklarının dünyadaki akislerini araştırıp, dünya gözüyle pek bir sorusu kalmamış, yeterli olduğuna içimin rahatlığından giderek karar verdiğimde, güçlenmiş bir imanım olacak. Ezber değil... Zira Müslümanlık uygulanmazsa iman etmenin içi boştur.

Allah’ın yolu tek yoldur, bunu dilimle söyler ve tüm yüreğimle inanırım. Fakat dürüst düşüncelerimin takıldığı yerleri cevapsız bırakamam. Kimileri bu ezberle yetinir ve konuşurlarsa günaha gireceklerini sanırlar. Aslında benim irdelediğim Yaratan değil, hadlerini aşmış yaratılanlar. Daha çok anlama gayretiyle beni iç huzuruma ulaştıracak tek ve net yol bu olacaktır.
Hissettiklerimin en azından yarısının doğru olmasını umut ederken  çok mutlu olduğumu söylemeliyim.

İşte, 'Allah tektir,teki sever’de verilmek istenen mesaj, gerçekte birleşen manalarıyla doğrunun adaletin iyiliğin namusun ve tüm erdemlerin tek bir manevi vücududur. Yani dünyanın 'doğruluk iyilik ve sevgi' üzerine, nihayet galip geleceğine uygun yaratıldığı düşüncesi hâkim oluyor tüm aklıma. Müslümanlığın uygulamada hiç zor olmadığını, Kuran’ı Kerim’in ise, dünya yaratıldığından kıyamete kadar olan tüm evrelerine mihmandar olacak kadar açıklayıcı ve yol gösterici içeriğe sahip olduğunu düşünüyorum.
Onun ilahi söylemlerinin kaydedilmiş kıymetli bilgilerinin şimdiye kadar yalanıp yutulması gerekmez miydi? Her sene Ramazan ayında yeni bir tartışma konusu açılıp, değişik düşünceler ya da ayrılan fikirlerle yine ve yeniden irdelenmeye Kur’an-ı Kerim hiç layık değildir... 

Kural konmuştur, hüküm verilmiştir. Onun adı altında hiçbir sapkınlık, hiçbir aykırılık ve hiçbir suiistimalin adı geçemez. İnsana ve  paraya tapılan devrimizde kuldan çekinerek ve gösteriye dönüşen uygulamalarına da Kuran-ı Kerim layık değildir. İşte burada Allah sonsuz sabrının sınır ihlalinde gereken cezayı verecektir. Suçta ortaklık <İnsanlık Suçu> başlığı altında değerlendirilmek zorundadır. İşte <TEK>lik  kişinin kendi suçundan bizzat kendisinin sorumlu olmasıdır bir manada. Kişisel suçlar cezada indirim fırsatından yararlanırlar. Zira tövbe kapısı sürekli açıktır insanoğluna; ta ki öleceğini anladığında pişman olur ve af dilemeye kalkışırsa  geçersiz olacağı  maddeleşmiştir. Allah’ın kurallarında ve emrettiği şeylerde hiçbir aşırılığa, abartıya rastlayamazsınız. Aramanız bile günahtır, varlığından şüphenizin ziyanınız olacağı kadar kesin.

Liderler

Burada geçen yapılmış yapılacak, fakat başka türlü anlatılamayacak en rezil teşbihse liderler tektir <TEK>i yani kendilerini severler. Egoları en yüksektir, öyle ki onların  ego saçıntılarını en yakın çevresinden, en ücralardaki sempatizanlarına kadar  emarelerini görmeden anlarsınız. Tapınıra yakın seven, hangi fakir yönünün nasiplendiğini  bilemediğimiz cahil kesimler, önüne başlarını koyacak kadar tabi olmuş, kendilerini adamışlardır. Bir avukatın eğitimiyle başardığı kötüyü, suçluyu koruma becerilerini; onların savunmalarına yakın kritik ayrıntıları otomatik ve pek yormadıkları beyin hücrelerinin bu iş için işleyen loblarıyla gayet güzel becerirler. İnanamaz ve  şaşarsınız.
           
Peki, bu sevgiyle yarışacak kadar yüzsüzleşen <tutkuya benzer> duygunun oluşumu hangi saklı evrede tamamlandı? Çoktan  temel atılmıştı zaten... Kayda değer ve hiç boşu yoktu. Sanayi tipi dikiş makineleri gibi beyin işleme merkezine yerleştirme, olgunlaşmasını otomatiğe bağlama ve birbirinin benzeri insanları oluşturan sistem, hiç yılmadan azimle seneler evvel başlamıştı yapılanmasına. Bu tuhaf <Başarı!> adına belirlediği hedefi hiç saptırmayarak. Ama bu başarı neye ve  kime kâr getirmiştir? Söylemler felakete gidişin, bu yolda olayların; bakan gözlerin yanılmalarına uyarlanmış, tam tersi manzarada, güncel basit olaylara dönüştürülme ve sanki <hiç olmamışa benzer boş vermişlik> duruşlarıyla cumhuru manipüle etme gayretinde; nutuklarınsa hipnotize gücü sayısı yadsınmaz bir kitleyi kontrolde tutar niteliktedir, yani güçlüdür. 

Kan sıvısıyla  karışık canlar ve ölü bedenlerle hamur yapılırken, arenada seyirci tribününden seyrettiğimiz, baskıyla korkutulup riyakârlığa mahkûm edilmişçesine sustuğumuz duruşumuz, korku ve çaresizliğimizden başka bir şey değildir. Gerçekten de uygulamada yetkinin kesin nizamını gördüğümüz sebepler, uygun zemindeki  uygulamaların imrenilen  başarısıdır. Kaynağı nedir? Nemalanacağı en kısa ve  kolay yoldan "Membağa daha çabuk ulaşırım..." düşünce ve güdüsünün, bilgisiz ve cahilce olduğu kesin < ters öngörü>südür. 

Bu, nadastan çıkar çıkmaz, ekilmeye biçilmeye hazır beyinlerde bir lavın dağılıp aktığı yerde sertleşmesine benzer sonuçlu bir taktik-başarı evresidir. Değiştiremezsiniz. Ete kemiğe kaynamış, onunla aynı görünüme dönüşmüş yapılanmayı söküp atamazsınız. Ancak havalanma durumundaki isteyip istemediğinizden bile tam emin olmadığınız, başarının kötü sonuçlarına bile layık olmadığınız, organize olma yeteneğinden mahrum kişiler olarak susmayı güya erdem saymaya devam edersiniz. Havada laflar uçuşur. 

Ey gönül  verdiklerimiz... 

Arkanızdaki bizleri savunmak şöyle dursun birçok beyin tek kafanın ürettiğinin yanından bile geçmiyor. Tembeliz. Geç kaldık ve artık mecburi seyirlerdeyiz. Bir kocanın çoktan dış gezilere çıktığı zaman bile, karısındaki <kocasına duyduğu saçma güven>e benzer bir garip tutumdayız. Bizi temsil edeni bile destekleyemiyoruz. Böyle olunca da değil demokrasiyi, tam uygulanmasını rüyalarımızda bile göremeyiz.

Tepki  gösterenler, kurbanlar... Akıllıyız diye ülkemizin dört yanından yırtınsalar da, aslında birbirlerine birçok konuda muhalif tipler. Akıl eğer kullanılamıyorsa teşhis tektir, o da akılsızlıktır. Başınıza ne gelse mubahtır diyenlerden değilim. Başımıza ne gelmişse hedefsizlikten ve uzunca bir süredir gerçek bir liderimiz olmadığındandır diyebilirim. Ben kimim?

Ben çok sıradan olmayan bir anneyim, anneanneyim. Kaderine isyan ederek ve bunun tüm bedellerini ödemiş ve ödemeye gönüllü olarak kızı ve torunuyla yaşayan sade görünümlü bir vatandaşım. Kırk dört yaşındaki kızıma hâlâ hükmüm geçen, kötü bir lider gibi evde fırtınalar estiren, torunuyla  olan soğuk savaşının  barışla yer değiştirmesine izin vermeyen; yakın çevresinin ondan uzakta durmayı daha güvenli bulduğu, fakat aslında yüreğine gidecek yolu hep aralık bırakan yaşına ters olan şeyleri ne sağlığından, ne tehlikeden korkmadan, yaralı bir aslan tavırlarıyla  sergileyen bir kadınım. Neden böyleyim? Ve şikayetçi miyim? HAYIR ŞİKAYETÇİ DEĞİLİM... Çünkü kendi zorluklarımı yaratıp, vatanımızı  korunaklı, evimizi güvenli  diye düşünerek yaşayıp gidiyordum. Şimdi ise iç ve dış güvensizliğimin  tehlikelerinin arasında hissediyorum kendimi ve ülkemdeki insanları. Vatanımın her parçası, her insanı tek bir endişede, tek düşüncede sabitlenmiştir. Bu rahat ve ferahlık değil, sıkıntı ve zorunluluktur.

Bu asla bir siyasi yazı değildir. Çünkü öncelikle aklım ermez. Siyaset, düşünmeye bile değer bulmadığım kadar ilgim dışındadır. Bu durumları seyrimin oluşturduğu
rahatsızlığın kendiliğinden patlamış cerahatinin dillendirilmesidir. Ülkemizde siyaset artık hem vatanın hem cumhurun kaderini  etkileyecek bir kaos "Bugün acaba neler olacak?" dedirten korku ve güvensizlik dolu bir sürecin suçlusudur. Seçtiklerimizin sergilediklerini kabul etmek kadar, hazmetmek de çok güç. Olmuş, olan ve olacakları hiçbir senarist gönüllüce yazmaz. Ve seyretmek için ise hiç bir gönüllü olamaz. Tarih kötü bir dönem için kaleminin ucunu sivriltmiş, yine yeni felaketleri kaydetmek için bir an önce yazmak için sabırsızlanıyor. Ve biz sadece seyrediyoruz...

Ece Evren

9 yorum:

  1. Güzel bir yazı olmuş. Akıcı yazmışsın. Konusu dagüzel abla.

    YanıtlayınSil
  2. Teşekkürler Serdar.O kadar yürekli başladın ki sen; başarı senin hakkın olacak ki şimdiden çoğu başardın bile.Sevgiler oğlum.Ece ablan.:)

    YanıtlayınSil
  3. Okurken size sonuna kadar hak verdim.Ben tarih ve günümüzde bazı liderleri seviyorum ama bir insanın kendine olan egosunu hep eleştiriyorum.Bugün yaşadıklarımız bana çok acı geliyor. Haber bültenlerinden kaçıyorum.Demokrasi gücünü halktan destekten alır. Olan bitene sesizce bakmak demokrasiye aykırı.Aslında seçimler demokrasinin en önemli noktası fakat halk 4 yıl boyunca aynı şeyi düşünmesi kötüdür bunun için bizlerin sesini duyurması lazım.Memnun olmadığımız yönleri belirtmekten kaçınmamalıyız .Ancak iyi bir şey yapılıyorsa bunu desteklemek hepimizin görevi. Bizler millet olarak dediğiniz gibi bu rahat ve ferahlık değil;sıkıntı ve zorunluluktur. Biz üç tarafı denizlerle çevrili dört yanı düşmanlarla çevrili bir ülkede yaşıyoruz.Ayrıca o akıllı geçineneler içinde katılıyorum.Allah istikrarı bize yakalatsın ve Şehitlerimizin yakınlarına sabır versin Ben oturduğum yerden kahroluyorum kim bilir onlar ne acılar çekiyor.Sevgilerimle

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yorum bıraktığın için teşekkürlerimle başlayayım yavrum.Yürekler dilerdi ki herkes hayatından bir nebze de olsa memnun olsun.,ya da kaldırabileceği kadar zorluklarla savaşsın.Bugünkü yapmamız gerekenler eğer ötelenir,ya da ihmal edilirse yarın sırtımıza taşıyamayacağımız bir ağırlık olarak oturur. Gözlerimiz gördüklerine inanamıyor ve kulaklarımızı neredeyse sağır etme ihtiyacı hissediyorsa beynimiz,rahatsızlık veren şeylerden korumaya çalışıyordur..Gözler,kulaklar ve tüm duyu organlarımız doğruyu bilir ve tanırlar ezelden.Memnun değillerse sonuçta,sağlıklı olmaları için iyiye ve güzele ihtiyacı olan duygularımız ve sürekli mutsuz hissediyorsak artık ortamdan dolayı, mutlaka yanlış giden şeylerle karşı karşıyayızdır. Allahü teala;tüm dünyayı ve vatanımızı karışıklıklardan ve kötüye giden her şeyden korusun. Barış hakim olsun dilerim.Sevgilerimle kızım.

      Sil
  4. Kaleminize saglik Ece hanim. Ne yazik ki bu dogrulari biz siradan insanlar görürken asil anlamasi gerekenler üç maymunu oynayarak yasiyor çünkü dünya hirsina o kadar kapilmislar ki öylesi islerine geliyor.sevgiler.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler canım yorumunuz için sevgilerimle.

      Sil
  5. Selam,
    Siyasi içeriği ya da yorumu bu işten anlayanlara devretmek gerekli.

    Diğer konulara gelince inancı her zaman zorlaştıran ve kurallar bütününe dönüştüren, törensel ve sathi imajlar katan genelde aşırı derece dogmatik kişiler olsa gerek diye düşünüyorum.

    Düşünmeden, eleştirmeden korkan insanların düşünce kapasiteleri artmaz. İnançlı insnalar her ne kadar Tanrıyı sorgulamasalar da en azından onun sistemini anlamaya çalışabilirler. "Hikmetinden sual edilmez" demek, O'nu anlamamak anlamına gelmez.

    Sadece Müslümanlık açısından değil, insanların inandığı ne olursa olsun kesinlikle düşünmeyi, araştırmayı, sorgulamayı ve insancıl olmayı unutmamalı.

    Bu yazıda sen de her anlamda kendini ve yaşamı sorguluyorsun bu çok önemli. İşte bu noktada gizli her şey... Ne zaman dogmalardan anlamsız tutuculuktan kurtulursak işler düzelecek sanırım.

    YanıtlayınSil
  6. sıradan bilgilerin derlenip toparlanmasından oluşmuş yazılar yerine özgün fikir ve düşünlerle konunun değerlendirilmiş olması ayrı bir güzellik katmış yazıya, arayışınızın daim olması dileğimle...

    YanıtlayınSil
  7. Teşekkürler okuyup değerlendirdiğiniz için.Saygılar.

    YanıtlayınSil

Whatsapp Button works on Mobile Device only

Aramak için kelimeni yaz ve ENTER'la