Tek Kişilik Kalabalık 4. Bölüm.


Simav ailesi yaşam öyküsü
Uşak'ta bir konak



Ne kadar bağırsan sesi  dışarı  vermeyen bir evdi Halil Erdoğmuş’un evi. Yunanlılardan kalma bir evdi. Büyük ve haşmetli bir demir kapı, yine demirden, kapıyı çalma tokmağı vardı. O kapı bile oymalarla süslenmişti. Ben bu evi çok sevmiştim. Alt katı, bir odası hariç kullanmazdık. Savaş zamanından kalma simsiyah storlar vardı odaların pencerelerinde. Demirbaş konsollar… Çok kaliteli ağaçtandılar belliydi ve çekmecelerin tutamaçları bile çok ilginçti. Kenarları ise mutlaka bir ustanın elinden çıkma oymalarla bezenmiş ve üzerleri parlağa yakın cilalıydı. Mükemmeldiler. Onların tozunu alırken o kadar mutlu olurdum ki…Her katta bu konsollardan vardı. 

Evimizde sadece gereken, abartısız ve sade eşyalar olurdu, ama bu konsollar bana lüksün ne güzel bir şey olacağını düşündürüyordu. Üst salonumuzda kol yerleri ağaçtan dört tane berjer benzeri koltuk, dışarı bakan pencerenin sağında ve solundaki duvarda ise Atatürk’ün ve İsmet İnönü’nün tabloları yerlerini almışlardı. Salona açılan iki odanın kapılarının tam ortasına gelen yerinde büyükçe bir kömür sobası vardı. O iki oda ve salon oradan ısınıyordu. Uşak’ın kışları buz gibiydi. Kız kardeşimle aynı odada yatardık, yatağa ilk girdiğimizde o kadar üşürdük ki, sessiz olmaya çalışarak bildiğimiz bütün müzik parçalarını kanon tarzı söylerdik. Kız kardeşimin müziğe çok yeteneği vardı, sesi mükemmeldi. Benimse kulağım ve icram iyi fakat sesim yoktu. Derken çocukluk işte, uyur kalırdık.

Alt katta babamın okutmayı isteyip, yanımıza getirttiği dayım ve abim kalırlardı. O evin fareleri ve her açık yerden giren kertenkeleleri ise en nefret ettiğim eksileriydi. Fareler için gereken savaş veriliyordu ama diğerlerini gördüğümde ne baba korkusu ne başka bir şey çığlıklar atmama engel olmuyordu. Bu tepkilerim hala aynı tazelikte devam etmekte.

Dayım... Onu tabiî ki de çok severdim. Babam onu liseyi okutmak üzere yanımıza getirtmişti. Bizimle hep yaşamışcasına hallerimizi anlar, kendisine sunulan imkandan ötürü izlediği ve kendisi de bizzat yaşadığı onca tersliğe rağmen, halen babamı minnet duygularıyla yad eder. O  bir sene sınıfta kaldığı için liseye ablamla aynı sınıftan devam ediyorlardı. Her dersin kitabı birer taneydi ve sırayla çalışırlardı. Genellikle kitap takasını bana yaptırırlardı. Ben o ahşap merdivenleri gürültü çıkararak inip çıkardım. Çünkü karşıma fare çıkma ihtimali hep vardı. Babamın odasındaki masada dayıma da yer verilmiş ve her şeyden nasibini almaya başlamıştı. Ben babamı arkamda bırakan sandalyede oturuyordum. Muziplik yapmayı çok severdim. Bilhassa gergin ortamlarda…

 Bence çocukluk her kötü şarta rağmen güzeldir. Bazen de yaşlandığımızda saklandığı yerden fırlayıp ortaya, bizi komik hallere sokuverir.Alaycı bakışlara hedef olabiliriz. İşte bunca olumsuzluklara rağmen çalışmaktan sıkıldığım bazı anlarda küçük bir not kağıdına hep aynı resmi çizerdim. Kaçan minik bir fare ve gözleri yuvalarından çıkmış halde onu kovalayan azman bir kedi. Yavaşca sağıma doğru yol alan resim bütün masayı dolaşırken ise kimsede, sessizliğe hapsettikleri gülmelerden hal kalmazdı. Babam ev ahalisini neşelendirdiğimin farkındaydı. Ama masadaki ciddi havayı bozduğumu anlar; “Ecee yine bir muziplik mi yaptın?” der ve masasına döndürüp, benden çalışmamı özetlememi isterdi. Bu benim birazdan odadan çıkma iznim demekti ve çok sevinirdim. ’Allah rahatlık versin baba. ’diyerek odadan kaçar gibi çıkar, annemin yanına gidip onu ve daha minik olan erkek kardeşimi öpücüklere boğup yatağıma koşardım.

Uzunca anteni olan radyomu yatağımın içine alıp sessizce en güzel melodilerle hayaller kurardım. Ben sevgiye aşık bir çocuktum. Beni çok seven bir delikanlı olurdu genellikle hayallerimde… Benim de onu delicesine sevdiğim ve bana güzel sözler fısıldayan bir sevgili… En mutlu anlarım onlardı. Bir kaçıştı belki ama aşık olmak istiyordum….Melancolie, Peppino Di Capri…Üstüste kaç defa dinlerdim bilemiyorum. Kaseti vardı, başa alır alır dinlerdim.Ancak geceleri mutluydum.


Ece Evren    

18 yorum:

  1. Sanki bir kitaptan bir parça okuyormuşum gibi hissettim kendimi. Çok akıcıydı. Bu güzel paylaşım için teşekkürler :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler Cem.Sevindim böyle hissetmene.Sevgiler.

      Sil
  2. Canım Ece Ablam nasıl da heyecanla okuyorum hayatınızı. Diyorum ki Ece Ablamız bugünlere gelebilmek için ne acılar çekmiş . Yüreğim burkuluyor susuyorum ve okuyorum

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sağol Tigris'im.Son çırpınışlarım bunlar.Sessizliği o kadar özledim ki.O derin manalar alemini.Sevgilermle canım.

      Sil
  3. Çocukluk güzeldir! :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Tek güzel şeyi insan olmanın, belki de sadece çocukluktur.Affetmeyi bile bilmez, zira her şeyi ve olanları anlamayı, düşünmeyi, değerlendirmeyi değil, biriktirmeyi bilir, o da zaten kendiliğinden olur.En güzele layıktır her çocuk.

      Sil
  4. Çocukluk işte! Her hal ve halükarda mutlu olmayı başarıyor. Ve bir şekilde bu mutluluğu tüm olumsuzluğa rağmen etrafına saçıveriyor öyle değil mi? Ece ablacım. Sevgi ve selamlarimla 💕💕

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Evet Zehra kızım.Çocukluğun mutluluğunu o an için kolay kolay bir şey bozamıyor.Sevgiler canım.

      Sil
  5. O kadar ciddiyet içinde muzip olabilmek büyük başarı :)

    YanıtlayınSil
  6. Ben hala da öyleyim.En zor anlarda bile yaparım.Karşı tarafı şoklatmak için.Zaman zaman annemi, kardeşlerimi odamıza toplar, hayranı olduğum için direterek kabul ettirip gittiğim Aliki Vuyuklaki'nin filmlerindeki tüm şirin hallerini, dansları eşliğinde şarkılarını söyler şov yapardım onlara.
    Annemin mali ve yiyecek yardımı yaptığı bir kadın vardı.Merdivenin basamaklarında annemin ona hazırladığı malzemeleri aldıktan sonra, bir bardak su içerek soluklanırken, hayırsız oğlundan dert yanardı. Uşak lehçesiyle ve ağzında dişleri kalmamış sadece dil ve dudak yardımıyla konuşması o kadar tatlı ve ilginçti ki, kapmıştım onu.En çok da onu taklit etmemi isterlerdi.Babamın da teneffüsleri vardı zaar ki,merakına yenilemeyip 'Ne yapıyor da sizi bu kadar güldürmeyi beceriyor?'diye sorarmış, iki tarafın sözcüsü ve arabulucu ablama...Ayrıca babamın bana kötü davranmadığını ve aralıklı olsa da odasına çekip, 'En akıllı çocuğum sensin...'dediğini hatırlarım.Işığı olan bir çocuktum ben :)

    YanıtlayınSil
  7. Bir solukta peşpeşe okudum yazdıklarını Ece abla.. Çok etkilendim, diyecek bişey bulamıyorum her zaman ki gibi.. Devamını heyecanla bekliyorum. Sevgiler en kocamanından,

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sağol Yağmur'um.İyi olman dileklerimle kızım.Sevgiler.

      Sil
  8. Ece Ablacığım, kalemine hayran oldum. hiç bitmesini istemediğim bir kitap tadında. Her ne şartta olursa olsun, muzip kalabilmek sanırım tek mirasımız içimizdeki çocuktan arta kalan.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Evet Medine kızım.Ben ortamı hep neşelendirmeye çalışırdım.Bilhassa annemin gülmesi benim için çok değerliydi.

      Sil
  9. Çocukluk gerçekten güzel, muziplik daha da güzel. Yine çok güzel bir bölüm, yine muhteşemsin Ece Abla.

    YanıtlayınSil
  10. Sağol yeni tanıdığım, ama içimin çabucak ısındığı kızım.Sevgiler sana :)

    YanıtlayınSil
  11. Her ortam da çocuk olmanın kaçınılmaz kıpırtıları, harika sanırım tamamını okuyacağım bu gece:)

    YanıtlayınSil

Whatsapp Button works on Mobile Device only

Aramak için kelimeni yaz ve ENTER'la