Adresine Ulaşmayacak Mektup…

Nen, Niçin, Nasıl
Sorular, şüpheler


Adresine Ulaşmayacak Mektup…

Adressiz, ulaksız, çaresiz, asla ulaşmayacak ama boşuna yazılmamış bir mektuptur bu. Yanıtı da gelmeyecek, tıpkı bir şehide yetişemeyen mektup gibi…

Tüm ölmüşlerimize…

Sizler maneviyat âlemine göçenlersiniz. Ama bile isteye göçmediniz. Şu an maneviyat âlemi tamlamasını ezberim dışında bilerek ve manasına tam vakıf olarak kullanmadığımı fark ettim. Zira olup olmadığından da bihaberiz. Kabul etmemek ya da inanmamak değil bu, manasını tam anlamadan söylemekten bahsediyorum. 
Sizler; ruhlarınız tam olarak gerçeklerden haberdar oldu mu, yani ölmek yetiyor mu öğrenmek için? Yoksa dondurulmuş bir zamanda mısınız? Fark ettiğiniz, duyumsadığınız şeyler var mı, ruhlarınız nerede? İletişiminiz var mı? Ne saçma bir soru. Beden yok ki… Bizler yaşadığımız sürece o büyük gerçeği öğrenemeyeceğimize inandık, teyit ettik. Ama siz? Kıyamete kadar susacak mısınız böyle? Allah’ım ne zorlayıcı bir düşünce bu… 
Hani yaşarken onun korkusunu hissederiz ya, bundandır öleceğimizi hiçe yakın düşünmeyiz. Bir yerde haklıyız düşüncesinden bile kaçmaktan. Nasılsa yakalayıverecek bir gün. 

İşte sizler de; önceden ya da (kaderin nasıl işlediğini bilmek mümkün değil) belki anlık hükümlerle çeşitli şekillerde öldünüz. Kaderin, adalet kaygısının olmadığı kesin. Kiminiz yatağınızda sessizce can verirken, kimileriniz en azından azamisine kadar acılar ya da işkencelerden sonra can verdiniz. Diyelim bir dikkatsizlik eseri, asla bilerek değil bir kazaya sebep oldunuz, bunun da milyonlarca şekli var. Sonunda kişi ya da kişiler can verdiler. Kazaya neden olan kişinin günaha girmesi veya bunun derecesi; bilerek ya da bilmeden sebep olmasıyla orantılı mı? Eğer günahı yoksa ölenlerin yaşama haklarının hesabını sorma ve tatmin edici bir cevap alma şansları olacak mı? Dünyada biraz sonra bile ya da şu an cinayet işleyen kim bilir kaçlarca kişi var? Sonra? Sırf dünyaya böyle ölmek için mi geldi bu bahtı kara insanlar? Belki bizleri de böyle bir son bekliyor. Tesadüf diye bir şey olmadığına göre bir düzenek var, olmalı da… Adaylar var sırasını bekleyen. Ve tek bir caninin, güdülerinin ve sadizminin her hangi bir tetiklenmeyle harekete geçip yok etmeye başlamasının da bir vakti var. Neden?

Şu ana dayanan ve devam edeceği gün gibi aşikâr, bir malum günden başlayarak asırları deviren zaman süresince hayattan koparıldınız. Belki en mutluyken, belki en küçükken, belki en verimli zamanlarınızda, hayata öylesine bağlı ve geleceğe dair hayalleriniz varken vs. alındınız. Yaşayana kolay gelir. Bir iki “ah, vah”tan sonra devam ederiz hayata, sizin bıraktığınız yerlerden. Aslında yapabileceğimiz hiçbir şey yoktur sizin için. Mezarlarınıza gelip dua okur, değişik bir rahatlama hissederiz, hepsi bundan ibarettir. Bazıları buraya kadar yazdıklarımdan dolayı günaha girdiğimi düşünebilirler. Ben ise kendi günahlarıyla meşgul olmalarını ve iç hesaplaşmalarını bir kere daha ya da belki ilk kez yapmalarını tavsiye eder, dönerim düşünce silsilemi kayda geçirmeye. 

Ne diyordum, bazılarınız hayattan söke söke alındınız. Bazılarınız ölmek istediniz ve yaptınız da bunu. Sizin bu yaptığınıza ‘ günah!’ dedik, ‘değmezdi bu yaptığına’ dedik ‘Allah’ın verdiği canı Allah alır’ dedik. Ama çok nadir sayıda insan dışında; sizin o anki psikolojinizi pek kale alan olmadı. Zaten siz o anda yanınıza yanaşılacak ve vazgeçirilecek halde değildiniz ki… Yaşadığım olaylardan şahidim buna. Yorumundan kaçınmak gereken durumlardandır.
Siz; şu veya bu şekilde ölenler. Her yaş grubundandınız. Öyle acıma duygusu ya da vicdanın yanından geçmediği; hatta belki bundan sorumlu bile olmayacak kader tarafından. “Kaderi böyleymiş…” Ne kolay söyleniyor değil mi?

Kader nedir? Kader, şahsa özel, kişinin dünyasını cennete ya da cehenneme çevirme hakkına tümüyle sahip olan bir yasa mıdır?  Nasıl ve neden böyle önüne geçilmez olduğu sırdır. Öyle de kalacaktır. Direnmeleriniz, ataklarınız pek bir işe yaramasa da; size müdahil olma şansı verdiği zamanlar olduğuna inanıyorum ben. Ama bedelinin ne olacağını tahmin bile edemem. Boşuna bu izni vermez bence, o da kaderdendir.

Bu hâlde, adaletsizlik yaradılışımızdan itibaren vardır diyebilir miyiz? Kötülerin cirit attığı, cezalarının belli bir zamana kadar ertelendiği anlaşılan, iyiliğin kan kaybına uğradığı devrimizde hiçbirimizin huzur içinde olmamız beklenemez. Genetik mirasa göre yaşam süremiz değişkenlik gösterir mi? Hastalıklar, sakatlıklar ve yaşamı zorlaştıran birçok şey ve sağlık sorunları da genlerimizle birebir ilintili olmasından mı kaynaklıdır? 

Bunların, bilim dışında genel olarak manen rahatlamamızı sağlayacak bir açıklama ve tesellisi yok. Salgınlarda ölenler de ayrı bir iç acısı. Ya kader ya da acımasız insanlar milyonlarca kişiyi değişik şekillerde ölüme taşıdılar. Bu amansız düşüncelerin insanı soktuğu hâlden dinginliğe kavuşturacak panzehiri de yok. Sadece aldanmaya çalışmak. Tek çare bu. Biz mahkûmuz. 

Dünyadan gelip geçecek insanların tam sayısını merak ederim bazen. 
Siz öldünüz, sırayla bizler de aynı sonun adaylarıyız. Din istismarının tavan yaptığı bu günlerde ben; O Büyük Sabrın varlığına katiyetle inanıyorum. Ama tahmin bile edemeyeceğimiz bir manevi vücutta. Düşünsenize bunca insan ve hiçbirinin diğerine uymayan kaderleri… Varsayımlardan bir adım öteye gitmeyen gerçeği öğrenme arayışlarımız ve eli boş bizler. 

Siz ölmüş tüm insanlar,
Nasılsa yazdıklarımı bilme, öğrenme ihtimaliniz yok. Ruhlarınız? Onların müstesna olanları ve hâlâ dünyaya ziyaret izni verilenleri var mı?

Bilinmezlik bir yüktür düşünen insanların yüreğine. O ezberciler, kendileri için en rahatlatıcı olanı ve bu yolda kanmayı tercih etmişlerdir. Yine de sürprizlerle karşılaşacaklarını bilip ya da bilmeden, kendilerine yakıştırmadan belki, yaşar giderler. Toplumsal olaylardan fazla etkilenmezler. Peki, benim gibilerin rahatlayacağı ve eziyette olan ruhlarını onaracak bir küçücük veriye ulaşmaları mümkün müdür. HAYIR! Ama eğer tüm bunları hiç düşünmeden sorgusuz tabiiyet –iman- ve şüpheye varan merak –inkâr-sa buna asla katılmıyorum. 

Anlamak istediklerimin kaldırılamayacak kadar yoğun olduğunu elbette biliyorum. Hangi caniliği, insan, hayvan ve doğa katliamlarını ya da ferdi işlenen bilumum suçların nereden, hangi amaç ve işbirliğinden çıkış aldığını nasıl anlayabiliriz ki? İslam Âlimlerini inceleyeyim dedim. Hepsinin tezlerinin çok da benzer olmadıklarını fark ettim. Sonuç, yararları varsa da dünyanın süregelen gidişatında etkili bir rol oynamadığı kanısına vardım. İnsanoğlu baş edilemez bir varlıktı anlaşılan.  

Bir alıntı: http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1749

‘Evliya bütün kötü huylardan uzaktır. İyi huylarla süslenmiştir. Kendisine zulmedeni affeder, darılana iyilik ve ihsanda bulunur. Onda mal, mevki ve şöhret hırsı bulunmaz. Övülmeyi sevmez. Yerilmekten korkmaz. Tevazu sahibidir. Kendisini kimseden üstün görmez. Hiç kimseyi aşağılamaz. İlim sahibidir, ihlâsla amel eder. Kimsenin zararını istemez. Herkese merhamet eder, acır. İnsanların saadeti için çalışır. Sözünde durur. Emanete riayet eder. Kimseye hıyanet etmez. Suizan, gıybet ve fitneden kaçar. Haklı olsa da münakaşa etmez. Belalara, sıkıntılara göğüs gerer. Nimetlere şükreder. Ehline danışarak iş yapar. Günah işlemekten ve bilhassa imansız gitmekten çok korkar. Çok istiğfar eder. 
Kısacası evliya en iyi insan demektir’

<Aslında iman sahiplerinin; evliya mertebesine ulaşmadan bile normalde uygulanması gereken şeyler değil mi bunlar?>

Bir de bu:
Bütün küçük hayvanlar kendinden küçükleri yer ama her büyük hayvan kendinden büyüğünü yiyemez. İnsanlar da hayvanlar gibidir. Allah bazı bedenlerin ölümünü diğerinin yaşamı için sebeplendirmiştir ya da diğerinin yaşamını bir başkasının ölümü için.”
http://evrimagaci.org/article/tr/evrim-ve-doga-uzerine-kafa-yormus-islam-alimleri

Buyurun buradan
İbni-i Haldun (İbn Khaldun) 
 1332-1406 yılları arasında yaşamış, Tunuslu Müslüman tarihçi-filozoftur.

“… Yaratılış dünyasına bakmak gerekir. Önce madde oluşmuştur. Dereceli bir şekilde ilerlemiş, bitki ve hayvan oluşmuştur. Minerallerin son basamağı, bitkilerin ilk basamağıdır, tıpkı çimen ve tohumsuz bitkiler gibi. Üzüm ve hurma gibi bitkilerin son basamağı da hayvanların ilk basamağını oluşturur, tıpkı yılanlar ve kabuklu deniz hayvanları gibi. Buradaki “bağlantı” son basamaktaki her grubun bir üst basamağa geçmek için hazır olma durumudur. Daha sonra hayvanlar âlemi sürekli genişler, çoğalır, yaratılış basamağında son olarak, düşünen ve ifade eden “insan” oluşur. İnsanların en üst basamağına, zekâ ve idrakin olduğu ancak aktif düşünme ve ifadenin olmadığı maymunlar âleminden ulaşılmıştır…” !!! 
<Biliyor muydunuz bunu? Doğrusu ben çok şaşırdım.>

 Kınalızade Ali Efendi

Kınalızade bu sözlerde; insanın hayvan cinsinin şerefli bir türü olduğunu, her cinsin kendi içinde çeşitli olgunluk dereceleri bulunduğunu, her cinsin en üst ufkunda yer alan varlığın bir üstteki cinsin en alt ufkundaki varlıkla duyu ve lâzimeler (lazım olanlar) bakımından ortak olduklarını, madenle bitki arasındaki ara varlığın mercan, bitki ile hayvan arasındaki ara varlığın ise hurma ağacı olduğunu, hatta bunların bir üst düzeye yükselmelerinin söz konusu olduğunu ifade eder. Bu konu hakkında yazılmış ilk Türkçe eser özelliğindedir. 

Erzurumlu İbrahim Hakkı

Âlimlerin aktardıkları ile bugünkü evrim anlayışımız arasında benzerlikler ve farklılıklar tabii ki vardır ancak açık şekilde görülen şey, varlıkların devamlı bir dönüşüm halinde olduğunun kabulüdür. Yukarıda adı geçen yazarlar, ve ek olarak Ragıb El-İsfahani, Seyyid Emir Ali, Mevlana Celaleddin Rumi gibi alimler de dahil, çoğu İslam alimi, eserlerinde insanı ve doğayı, fiziki ve ruhani bir bütünlük içinde ele almaktadırlar. Doğanın esas itici gücünün Allah olduğu kabul görür, canlılığın evrimi yalnız maddi düzeyde anlatılmaz, nefsin de basamaklanarak evrim geçirdiğinden, hatta çoğu eserde insandan sonra gelen melek mertebelerinden bahsedilir. Bugünkü bilimsel bakış açımız, gözlemlenebilir olgular üzerinden deneylere dayalı temellendiğinden, dinî konular kapsam dışıdır. Ancak doğa üzerine kafa yormuş en önemli İslam âlimleri evrimsel süreçlerin varlığından açık şekilde bahsetmişlerdir. “Maymundan gelme” fikrinin hiç de aşağılık bir durum olmaması, her aklıselim bilim insanı için olağan gözükmektedir. Hangi yüzyılda, hangi coğrafyada olursa olsun… ALINTIDIR.
Bunlar birkaç örnek, sadece kafayı allak bullak edecek cinsten. 

En son Türkiye’den iki üç sene evvelinden bir ses

Ey İslam Âlimleri, ey Müslümanlar, ey Müslüman kardeşlerim kafa kesenler, öldürenler, cinayet işleyenler, kafaları gövdelerden ayıranlar Müslümanlıktan, İslam dininden nasıl bahsederler? Birer Müslüman olarak İslam dininizin lekelenmesine nasıl izin verebiliyorsunuz? Neden bu kadar rahat davranıyorsunuz. Açıkçası anlam veremiyorum.

Bir Müslüman ülkesi olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bütün camilerinde hocaların, İslam Âlimlerinin telaşlar içerisinde olması gerekmez miydi? Bütün İslam Âlimlerinin ortaya çıkıp bu insanlar bizden, İslam dininden değiller diye vaazlar vermeleri gerekmez miydi? Diyanet İşleri, İslam dinini kötüleyenler için hutbeler hazırlaması gerekmez miydi? Ülkemizin dört bir tarafından hep beraber protestolar, gösteriler yapılması gerekmez miydi?
Bizler Peygamber Efendimiz ( Hz. Muhammed Mustafa) (S.A.V) ümmetinden olan Müslümanlar olarak, İslam dinimizi kullanarak bu korkunç işleri yapanlara karşı çıkıp da haykırmıyor isek, bizler peygamber efendimize ve bütün Müslümanlığa, İslam dinine ihanet etmiş olmaz mıyız?

http://www.hatayyasam.com/ey-islam-alimleri-ey-muslumanlar-bu-katiller-nasil-musluman-olur-karar-verin-artik/



<Bizler; bilinmezlikte bize ayrılan zamanı iyi değerlendirmek ve hesabını vermekte zorlanacağımız şeylerden kendimizi uzak tutarak yaşamımıza devam etmek zorundayız. Gönül isterdi ki insanların çoğu böyle acımasız ve vicdansız olmasalardı. Herkese sevgilerimle.>


Ece Evren/İstanbul 28.10.2017

14 yorum:

  1. yanılmıyorsam dünyadan gelip geçen insanların sayısı 100 milyar filanmış. eskiden nüfüs azdı son yüzyıllarda çoğaldı zaten :) yazı da tüyler ürpertici idi yaa :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Deep, sağ ol bunları araştıracaktım ama o moddayken bakmak aklıma gelmedi. İyiymiş be sayı... Ben yazarken öyle oluyorum bazen(gülen surat) Bir beceremedik şu emoji eklemeyi.
      Teşekkür ederim canım.

      Sil
  2. Evrim teorisini ders kitaplarından çıkartan bizim din istismarcılarına yazını özellikle İbn-i Haldun kısmını okutmak lazım Ece ablacığım. Kim bilebilir acaba ruhlar da dediğin gibi öteki alemden geliyorlar mı? Bizleri görüyorlar mı? Belki de görüyor ama iletişim kuramıyoruz çünkü arada boyut farkı olduğu için. Hepsi muamma şimdilik, bu konulara ben de çok kafa yoruyorum ama tabii bir cevap bulamıyorum. Bilimle ancak bu cevaplara varacağız diyorum çünkü her gelişme, her ilerleme bilim sayesinde oldu. Bir gün mutlaka bu soruların cevabı bulunacak.
    Emeklerine sağlık ablacığım.
    Sevgilerimi bıraktım. ♥

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. İnşallah bulunur Müjde'ciğim. Bilim adamlarına o kadar hayranım ki... Tabii yazarken uçuyorum da, yalnız bazı şeyleri kabul edemiyorum. Zaten yazıya bir evvelki yayından karışmış, o bölümü kestim. Kafam duruyor bazen. Teşekkürler kardeşim. İnstagramda seni görünce çok sevindim. Hayırlı olsun canım. Sevgiyle öpüyorum seni.

      Sil
  3. Yerine ulaşmış olmalı...
    Tüm şehitlerimize minnetle; nur içinde yatsınlar.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Dilerim canım. Şehitlerimiz sonsuza dek nurlar içinde uyusunlar. Teşekkürler, sevgiler.

      Sil
  4. ölülerimize özellikle de şehitlerimize hitaben yazılmış uzun ve değerli bir yazı olmuş..şu anki manevi dünyanızı okuyucularla paylaşmanız güzel bir duygu..böyle güzel bir mektubu şehitlerimizin aldığına emin olabiliriz.. elinize sağlık..

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Evet Ertuğrul, özellikle onlar, kutsal vatan için öldüler. Ruhları şad olsun. Hislerim yoğun ve paylaşmaktan çekinmiyorum. Birilerinin beni anlaması hele, çok sevindiriyor beni kardeşim.Çok teşekkürler.

      Sil
  5. herkes nur içinde yatsın,hissettiklerine de eminim.böyle mektup yazmak daha iyi bence

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili kızım. Onları düşünüyorum, Allah'ın, "ölümü hatırlayınız" buyruğunu hiç unutmadan. Ben bayağı çok düşünür oldum. Şehitlerimizin ruhları şad olsun. Tüm ölmüşlerimizden Allah rahmetini esirgemesin dileriz. Sevgiler Meltem.

      Sil
  6. Sosyolog ünlü düşünürler,dinin zenginlerin fakirleri uyutma ve yönetme amacının olduklarını söylüyorlar.Gerçekten de zenginlerden hiç şehit yok nedense diye düşündüm ben de...Teşekkürler ablacığım :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Dinin bu kadar dillendirilmesi ve oyuncak olmaması gerekirdi. Zaten inanç Allah ve kulun arasında olması yeğlenendir bence. Uyutabildikleri de hazırmışlar aldanmaya. Olan o şehitlere oluyor. Evet hiç duyduk mu zenginlerden bir haber? Ne düşüneceğimi şaşırıyorum kızım bazen. Bence insanlar birbirinin kaderini etkileme -yüzsüz gücüne- sahip gibi ne yazık ki. Ne güzel yorum. Çok teşekkürler canım.

      Sil
  7. Bu soruların cevabını bilimin vereceğini sanmıyorum. Bu soruların cevaplarını yine kendimiz göreceğiz, bu dünyadan göçtükten sonra.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bence de Cem. Yani hiç düşünmeyenlerin ve çok kafa yoranların da maalesef aynı sonuçsuz durumda olması bu. Teşekkürler yorum için.

      Sil

Whatsapp Button works on Mobile Device only

Aramak için kelimeni yaz ve ENTER'la