Bir Varmış, Bir Yokmuş



Çocuk, Saflık, Masumiyet
                       Küçük Kız                                              


Bir Varmış, Bir Yokmuş...


Bir masal yazdım size. Küçüklerin hepsi biliyor zaten… Büyükler okuyup, anlatsınlar diye birbirlerine… Bakalım onların bildiklerini siz de biliyor musunuz?

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman ama çok evvel zaman içinde; deve yok diye tellal, pire gelişmeye ortam bulamadığından ve daha adı konmamışken berber; arpa, buğday keşfedilmediğinden ve samanın adı geçmezken; "bilinmezlik ülkesi" diye bir yer varmış. Burada yaşayanlar, en büyüğü üç-dört yaşında gösteren; yüzlerce, hatta binlerce çocuklarmış. Ne geçmiş, ne gelecek hiçbir şeyden kaygı ve tasaları yokmuş. Bilmedikleri hiçbir şeyden niye tasaları olsun ki? Hemen hepsi birer bilge edasıyla ortalıkta dolaşır dururlarmış... 

Çocuk olduklarını da bilmiyorlarmış. Aynı dili konuşur ve ihtiyaç duydukları da aynıymış. O da, acıkmak ve uykuymuş. Açlık için ot yemekte bulmuşlar çareyi. Yerken kiminin yüzü buruşuyor, kimininse beğendiği belliymiş. Uyumak için ise oldukları yere kıvrılırlarmış. Yattıkları yer bir bulut kadar yumuşacıkmış. 

Onlar hiçbir şeye kızmaz, sadece biraz şaşırır ve gülerlermiş. Derelerden su içer, ağaçların meyveleri olgunlaşıp yere düştüğünde iştahla yerlermiş. Zıplar, koşar, oyunlar kurarlarmış. Kendilerine benzemeyenlerin farkında olmadıkları için kimse diye bir olgu yokmuş akıllarında. Saf akılları ve birbirlerine bağlılıkları varmış. Bunun sevgi olduğunu da bilmezlermiş. Birinin başladığı işe, ne olduğunu biliyormuşçasına, koşar; ne yapar eder, birlikte hallederler, sonra karşısına geçip gülerlermiş. Onlar en çok gülmeyi becerirlermiş.  

Acıkmak, uyku derken birden gelişmediklerini düşünmüş hepsi ama birbirlerinin düşüncelerinden habersizlermiş. Onlar özel çocuklarmış. Hemen geçermiş bilge merakları... 
Evet, gerçekten de, günler, aylar geçiyor, bir arpa boyu büyümüyorlarmış. 

Onlar mutlu yaşıyorlar, sorgulamayı zaten bilmiyorlardı. Neden? ler, niçin? ler için daha vakit vardı elbet. Bol bol soracaklardı. Hatta bıktırıncaya kadar… Bir sabah neşeyle uyandıklarında bir oğlan çocuğu onları, düz bir toprak parçasının yanına çağırdı. Toprağın üstündeki tüm taşları temizlemiş, düzgün bir zemin haline getirmişti. Hepsi geldiler. Paylaşımcı çocuklarmış dedim ya... Çevrelediler toprağın etrafını. 
Arkadaşları elindeki sopa parçasıyla toprağın üzerine “gidiyoruz” diye yazdı. Diğerleri sordular. “Sen biliyorsun da, biz niye bilmiyoruz?” İlk defa sormayı öğrendiler…

Çocuk bu defa sesli tekrarladı. “Gidiyoruz, uykuda söylendi bana, buradan gidiyorsunuz”  dendi… Hiç hoşlarına gitmemişti. Alışmak belki kendiliğindendi, isyan etmek geldi içlerinden; kızmak, söylenmek ve üzülmeyi de öğrendiler. Oysa ne olduğunu bilmeseler de çok mutluydular. Bu da neyin nesiydi? Çemberler oluşturup birbirlerine sarılırken sevmeyi öğrendiler. 

Biri sordu 
-Peki, kalmak için bir şey yapamaz mıyız?”
-Hayır!” dedi çocuk, o bizi her yerde bulur… Diğer çocuklar ürkmüştü, mırıltılar geldi oradan. 
-Ne bu söylesene! Sen daha çok biliyorsun bence…
-O; kaderdir” , dedi. Onun hükmünü yıkamaz kimse. Vaktimiz geldi. Tek tek alacaklar bizi...”  Ve hepsi hayal kırıklığını öğrendiler. Çocuklar, hıçkırarak ağlamayı tattılar. Sonra başlarına geleceklere önceden ağlamaya başlamışlardı bile. Arkadaşları tek tek giderlerken ise, onlarla dünyada tekrar karşılaşırım umuduyla, beklemeyi ve hasreti öğreniyorlardı şimdi de… Umudu biliyorlardı kendiliğinden…
Doğunca ise birden üşümeyi öğrendiler.  

Dünyada bu şaşkınlık ve duyguların nicelerini yaşayacaklardı… Keşke hepsi bunlardan ibaret olsaydı. Onları koruyup kollaması gerekenlerin oyuncakları oldular. Soykırımlarda o küçük bedenleriyle savrulup; fakirlik, zalimlik ve her çeşidinden taciz, tecavüz ve ölüme uğradılar. 

Ne yazık ki bu, gerçeğin ta kendisidir…

Ece Evren



17 yorum:

  1. Keske cocuklara huzurla yasayacaklari mutlu bir dünya sunabilsek.

    YanıtlayınSil
  2. Belki bir gün, en azından gelecek nesiller, o büyük güçlerin insafına kalmazlar Derya. Allah onları sonsuza dek korusun.

    YanıtlayınSil
  3. Kaleminize sağlık. Sanki subliminali eksik etmemişsiniz:).

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok da farkında olarak yaptığım söylenemez Onur. Aklımın çalışma sistemi içinde ya da stokta varmış. Hani insan bildiği bir şeyin farkında olmaz ya. Aferin, sevdim kendimi:))Yorumun çok güzeldi. Teşekkürler oğlum :)

      Sil
  4. Keşke masalın birinci bölümünde yaşananlar kalsa gelecek nesillere...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Keşke Arif, ne güzel yaşayıp gidiyorlardı, istemekten, rahatsız olmaktan ve bir yığın menfi duygulardan haberleri yoktu :((

      Sil
  5. Tam; 'ne güzel bir masal ülkesi keşke burada ve dünya dertlerinden uzak yaşasak, varsın büyümeyelim' diyecektim ki... :((
    Sevgilerimle Ece ablacım...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ben bile yazarken keyiflendim Aytül'üm. Seviyle canım :)

      Sil
  6. Dindar biri değilim ama cüzzi irade ve küllü iradeye inanıyorum.Bir yere kadar bazı şeyleri yapabilseniz de kader sizi nereye isterse oraya getirebiliyor...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok etkili olduğu kesin Yurdagül'üm. Sevgiyle kızım...

      Sil
  7. Bu konuda söyleyecek o kadar çok şey var ki Ece Abla... Konu çocuk olunca ben duramıyorum yerimde. Tacizleri, istismarları en çok evlerimizde bize dost canlısı gibi gösterilen televizyondaki reklamların, tv programlarının, dizilerin etkilediğini düşünüyorum.. Ve tabii sonra da insanlarımızın vicdanı ve ahlakı geliyor..

    YanıtlayınSil
  8. Bu konu çok vahim. Neden doğurduğunun bilincinde olmayan cahil kesim, ilgilenmedikleri ve kendi kendine büyür sandıkları bir yığın çocuk doğurdular. Fakat son zamanlarda çocukların iyice boşlandıklarını görüyoruz. Yetkili ve etkili olamadığımız için, sadece seyir düşüyor bize. Seyretmek ise en acı olanı sanırım. Allah sonumuzu hayırlı etsin Tuğçe'ciğim.

    YanıtlayınSil
  9. Sonlar hep vurucu olmaya başladı sanki.Teşekkürler Cem.

    YanıtlayınSil
  10. Kaderin hükmü... Yaşamımızı, kazandıklarımızı, kaybettiklerimizi gözden geçirince bazen ne kadar çabalasak da bazı şeylerin olmadığını; kimi zaman da hiç çabalamadan işlerin hallolduğunu görüyoruz. Bizim elimizde değil... Şu sözleri çok severim ve buraya da yazmak istedim:

    "Bir adam çalışmalarıyla ilgili olaylara dönüp baktığında, kariyerinin olaylarını şekillendirirken kendisinin oynadığı rolün ne kadar küçük, kontrolünün ötesindeki koşullar tarafından oynanan bölümlerin ise ne kadar baskın olduğunu görmeye başlar."
    Edwin Armstrong, FM 📻 frekansının mucidi.

    YanıtlayınSil
  11. Son paragraf ise ne kaderin suçu ne de bir başkasının, bizim suçumuz. Birbirimize o kadar vahşiyiz ki! Sadece birbirimize değil her şeye karşı yıkıcıyız. Cevabımız ise kader... Benim kaderim bu güçlü olmak ve herkesi ezmek; senin kaderin de ezilmek gibi düşünen birine cevabımız: "hadi oradan seni gidi bok yiyen" olmalı :) yine konunun ciddiyetini bozdum abla :)

    YanıtlayınSil
  12. Yok, bozmadın Mustafa... Konunun zaten birileri tarafından kimyası çoktan bozulmuştu, ben fiziğinde bir şeyler kalmış mı diye yokladım ama tüm derslerden kalındığı alenen görülüyordu :) Fakirin umudu, bir parça ekmek misali dedim işte ve malum son, benim için hayal kırıklığı... Kurgu kısmı tamamen senin yorumuna bırakırım gözüm kapalı :)
    Teşekkürler kardeşim, sevgiler :)

    YanıtlayınSil

Whatsapp Button works on Mobile Device only

Aramak için kelimeni yaz ve ENTER'la