Ecele Beş Kala...

Tren, Baba, Oğul
Baba, Oğul      

Ecele Beş Kala...

       Uzun bir süredir yazamıyordum. Tabii ki nedenleri vardı. Her yaşanılan anlatılamıyor maalesef. Aslında duygularımı şiirlere dökmek beni daha çok rahatlatıyor. Şiirde de mesajlar verebiliyor, isyanlarımla rahatlıyor, hemen hiçbir şeyin gidişatından memnun olmadığımı belirtmeyi becerebildiğimi sanıyorum. Malzemem kendi hayatım ve hepimizin seyrettiği vatanın hallerinden ibaret olduğu için; hep gerçekleri işlemek, hayatım boyunca hiç ödün vermediğim karakterime ters düşmediğim için ve tüm bunların verdiği vicdan rahatlığıyla; iç huzurumu yakaladım diyebiliyorum... 
Sizlere, iki sene evvel kaleme aldığım; yine yaşanmış bir hikâyemi yayımlayacağım. Haftada bir gün olacak. Zira artık yazmaya başladım. Bazı kategorilerimin altını doldurmam lazım. Keyifli okumalar ve her gününüzün sağlık ve mutlulukla geçmesini diliyorum. Sevgiler hepinize...

Ece Evren  08.05.2017 



Kısacık bir hayat öyküsü
          
       Adam tuvaletten çıktığında, burnundan kan pıhtısının pelteye dönüşmüş hâli uzanıyordu. Kadın dehşete düştü. "Ne oldu,neyin var?" diye sordu kocasına. Aslında onda epeydir bazı tuhaflıklar seziyordu. Bu artık net bir uyarı diye düşündü. Adam polis emeklisiydi. Emekli olduktan sonra İstanbul'a taşındılar. Eniştesinin bulduğu ve evlerinin dibinde; rezil şartları olan, lağımı taşan izbe bir bodrum katına. Sonra kadının şikayetlenmeleri sonucu Millet caddesine bakan yüksekçe bir kata taşındılar. Polis için bunlar büyük fedakârlıklardı. Karısı huylarını bilirdi. ilk defa kendisi uygulamış ve başarmış biri gibi, ifadelerimizde sürekli aşırı minnet duygusunun yansıyışını gözlüyordu. Onu ve beklentilerini bir yana bırakalım. Aslında kadın çok sevinmişti. Mutluluk nedenleri de başkaymış o zamanlar... Eski ama sağlam bir yapısı olan bu betonarme evin odaları da çoktu. Tüm bunları nimet bilmiş, bütün evi zevkle badana yapmıştı. Annesine ve ablasına yürüme mesafesi olan bu ev nihayet yaşanılır bir hâle gelmişti. Ama su problemi vardı. Gece yarıları banyodaki ufak taburenin üstünde oturup suyun gelmesini beklerken hiç gocunmazdı. Banyo kazanını bile ağzına kadar doldurur, tüm bulaşıkları yıkar, huzurlu bir şekilde eşinin yanına yavaşça uzanırdı. 

       Polis, ilkin Taksim’de bir otelin güvenliğinde çalıştı. Bazı nedenlerle orada tutunamadı. Biri on üç yaşında kız, diğeri beş yaşında erkek iki çocuğu vardı. Emekli olduktan sonra değil bir ev almak, ancak daha evvel yaptığı borçlarını ödemiş  ve bir türlü ekonomisini  rayına oturtamamıştı. İkinci bir işe girdi. Tanınmış bir tekstil firmasıydı. Biri albay, diğeri polis emeklisi olmak üzere iki güvenlik amiri tayin etmişlerdi. Orada henüz üç aydır çalışıyordu. İşçiler her gün girişte ve çıkışta kart basarlarken; kendisi orada mecburen bulunduğundan ve herkesle hemen kaynaştığından, onunla sohbet ediyorlar ve şakalaşıyorlardı. Çünkü çok sosyal biriydi. Seçici miydi? Hayır, hiç değildi. Polisliğinden kalma halkla içiçe ve aşırı samimi  hallerinden kurtulmak istemiyordu besbelli. Ama albay sanırım üst pozisyondaydı. Gayet ciddi biriydi ve davranışları olması gereken gibiydi..
         
       Oturdukları semt  ise eşi ve kendisinin ailelerinin ortalarında bir yerlerdeydi. Ama pahalı  bir semtti. Uzun bir süredir evinin kirasını veremiyordu fakat karısının bundan haberi yoktu. Kadın bir gün kapıda aniden beliren ev sahibinden;  evi en yakın zamanda boşaltmak zorunda  olduklarını öğrendi. Çünkü eşi mahkemelik olmuş, onun haberi olmadan celselere katılmış ve üstelik okullar kapandığında evi boşaltmayı taahhüt etmişti. Her sonradan öğrenilen gerçek gibi bu da sıkıntı  yarattı 
          
       Kadın artık başına gelecekleri az çok tahmin edebiliyordu. Ortada kalmışlardı işte. Şimdi kocası, yüzüne masumiyet maskesini takıp, yalanlarını hayalleriyle karıştırıp bir sürü çözüm seçenekleri sıralayacaktı. Annesine gidemezdi. İkisi de akıl hastası olan kardeşlerinin elinde kadın zaten oyuncak olmuştu. Ablası da aynı semtteydi ama eniştesi uzun süredir ona bir tuhaf bakıyordu. Geceleri şarap şişesini elinden, küfürü ise dilinden düşmeyen  biriydi. Günler çekeceği acılara çoklu gebeydi. O evsiz günlerde kadının ve iki çocuğunun yaşadıklarını da anlatacağım elbet. Eşyalarımız olduğu gibi tekstilci kardeşinin deposunda küflenmek üzere yerlerini almışlardı. İşte o zamanlardan beri küf kokusu kadar içimi yakan bir koku daha olmamıştır...

       Babasının intiharından sonra ilk defa kendisini bu kadar çaresiz hissetmişti. Hayatında onu koruması gereken ilk erkek babasıydı. O; sadece  ona değil, daha on yaşındaki kardeşine, diğer kardeşlerine ve kırk iki yaşındaki annelerine kıyıp, beş çocukla ortada bırakmıştı. Konya’da yaşayan kardeşlerine bile emanet etmeye gerek duymamıştı. Beklenmeyen bir hız  ve zamanda hayatına son vermişti. Amcası cenazeyi Konya’ya götürmek üzere evlerine geldiğinde ’’Bir şeye ihtiyacınız olursa yanınızdayım demek yerine "Leman, ağabeyimin ölümüne siz neden oldunuz, bizlere umut bağlamayın." diyerek hepimizi yeni bir şoka sokmuştu. Annemin çaresizce "Bağlardan payımıza düşeni verin, bunca çocuğa nasıl bakarım?" demesiyle "O iş çoktan kapandı, alacağını ağabeyimin borçlarına saydım..."diyerek bizi öylece bırakıp gitmişti. 
             
       Ağabeyinin ölümüne niçin neden olmuştuk? Bunu niye söyledi, o şoktan bir türlü çıkamamış halimizle hiç birimiz soramadık. Annemizi  ağabeyine hiç layık görmediğini zaten biliyorduk. Sırf Trakyalı diye. ‘Frenk gelin’di annemin lakabı. Bizler de, istenmeyen gelinle babamın kırmalarıydık herhalde onların gözünde. Safkan Konyalı değildik. Onların genetik denen  bilimsel gerçekten herhalde haberleri yoktu. Ben babama o kadar benzerim ki, bana ondan geçenlerde başı çeken ve beni zorlayan,engel olamadığım yobaz denilebilecek saplantılı hallerimden vazgeçemiyor ve karakterimden bir türlü atamıyorum. Sosyal değilim, insanların biraz serbest davranmalarını ahlak zayıflığı diye düşünebiliyorum. Velhasıl hepimiz babamın psikolojik durumu da dahil olmak üzere payımıza düşen hemen her şeyinden nasibimizi almıştık. Annemize ne fiziksel olarak (ablam ve ağabeyimin bir iki özelliği hariç) ne de karakterimiz hiç benzemiyordu. Babam dominant karakterdi belli ki. Belki de babam bizlere bakarken aynaya bakmış gibi hissedip kahrından intihar etmiştir. Eğer o travmanın içinde olmasaydım amcama gereken cevabı hiç çekinmeden verirdim.          
          
        Hikâyemizin başına dönelim ve baş karakterimizin hayatına bir göz atalım.
Çetin bir albay baba ile ev hanımı annenin, dört erkek çocuğundan ikincisi olarak sene bin dokuz yüz kırkta dünyaya gelmişti.  Annesi o daha emeklerken çok sıkıntı çekmiş olmalıydı ki, onunla evlendikten sonraki günlerde yaptığımız bir konuşma arasında bana "O zamanlar Çetin yürümeye başlasın, hemen bir kurban keseceğim diye söz vermiştim" demişti. Bu söylediğine ne mana verebildim ne de onayladım. Sadece 'kestiniz mi peki?’ diye sordum. Sonunu uzatarak umursamaz bir şekilde "Yoooooo."dedi hem de gülerek. Yeri gelince bu konuşmayı ve sonraki senelerde yeniden gündeme gelmesini  elbet anlatacağım. Yani çok haylazmış Çetin. İlerleyen yaşlarında ise, yaptığı abartılı, zararlı ve sanırım tüm dikkatleri üstüne çekme amaçlı şakalarından dolayı; kendi anlatımına göre babası onu dövmek için bir kamçı temin etmişti. Resmen kamçıyla döverek cezalandırıyordu çocuğu. Nimet hanım, yani annesi; babası onu döverken hiç ses çıkartmıyordu. Bu Çetin'in hiçbir zaman anlayamadığı ve ömrü boyunca unutamayacağı bir acı olarak içine yerleşmişti.
          
       Ağabeysi babası gibi asker olma yolunda ilerliyordu. Evde olduğu fark edilmeyen biriydi diye anlatırdı Çetin. Çetin’in ise okumaya pek niyeti yoktu. İsyankâr ruhu, inatçı karakteri ve sürdürdüğü  atipik davranışlarıyla okulda da dikkat çekmişti. Bir de bunlardan babasının haberdar olması, dayak seanslarının sıklaşmasıyla sonuçlanmıştı. Bazen bağrını babasına açıyor ve ‘’Vur, vur!’’ diyerek ona tepkisini gösteriyor, bunu isyan kabul eden baba ise kırbacın şiddetini daha da arttırıyordu. Ankara’daydılar o zaman. Babası albay  rütbesiyle dikim evi müdürüydü. Annesinden, ziyarete gelen bir arkadaşına ağlayarak; kocasının dikim evinde görevli bir kadınla kendisini aldattığından şüphelendiğini söylediğini duydu.Babasının geceleri sürekli geç gelmesini de buna bağlıyordu Nimet hanım. O, kendisini babasından korumamasına rağmen annesiydi nihayetinde. Babasına duyduğu öfke birden katlanmıştı.Takip etmeye karar verdi. Bir gün mesai bitiminden bayağı sonra babasının bir kadınla dikim evinden çıktığını gördü. İçinden ikisini de vurmaya yemin etti. Babasının iki silahından evde bıraktığı diğerini alıp, odasındaki halının uzun geldiği için kıvrılan kısmının arasına sakladı. Sonra da bu işi nasıl yapacağını düşünmeye başladı .
          
       Sene bin dokuz yüz elli altı. Çetin on altı yaşındaydı o zaman. Lise ikideydi. Zaten dersleriyle ve babasıyla başı dertteydi. Bu olacak iş miydi şimdi? Çapkın bir gençti. Zaman zaman iki üç kıza aynı semtte, yakın ve görünür mesafede randevu verip, o anki beğenisine göre içlerinden birini koluna takıp gittiği çok olmuştu. O gençti. Kanının kaynadığı zamanlardı. Ama babasının; iki aylık kardeşini sırf ağlıyor diye kundağının çapraz yerinden tutup duvara fırlattığı günü unutamıyordu bir türlü. Annesinin çığlıklarını da... Demek bu kadının yüzündendi bu sadistçe davranışları… Uyku  tutmayan gecelerinde bunları düşünüyordu hep… Arkadaşıyla buluştular bir öğleden sonra. Gece çıkamazdı zaten. Babasının kurallarına  uymak zorundaydı. Her zaman ona isyan edecek cesareti bulamıyordu kendisinde.     
          
      Köprü gibi bir yerin altında oturup, yanlarındaki üstü gazete kağıdıyla sarılı içkilerini açtılar. Çetin arkadaşına (aile dostlarının oğlu ve okuldan da arkadaşıydı Eray) "Seninle bir sırrımı paylaşmak zorundayım, yoksa çıldıracağım Eray" dedi. "Evet, birkaç gündür eski neşen yok, anlat Çetin, sır dediğine göre saklamamız gerekiyor" Bir an arkadaşına anlatıp anlatmama düşüncesi kafasında yer değiştiren Çetin "Babamın bir kadınla ilişkisi var Eray" deyiverdi vazgeçme ihtimalini aniden sollayan bir aceleyle.  Çünkü başlamazsa sanki bir daha bu fırsat ve cesareti bulamayacağını hissediyordu...


1.Bölüm  sonu


Ece Evren 08.05.2017



42 yorum:

  1. Çok üzücü. Devamink merakla bekliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet ivmesi artarak sürecek, acıtan bir hayat. Hani 'para parayı çeker' amiyane tabiri gibi acı da acıyı mı çekiyor diye düşünürüm bazen. Yorum için teşekkürler Derya :)

      Sil
  2. Anlatımın yine harika Ece Abla, kaleminden dökülenleri okumak ayrı bir keyif veriyor. Yaşanmışlıkları okumayı sevdiğimi zaten biliyorsundur, bu hikayenin devamını da merakla bekliyorum. Saygılar, sevgiler. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hoş geldin oğlum. Şükür kavuşturana :)
      Teşekkür ederim Serhat. Devam edecek. Selam ve sevgilerimle gözlerinden öpüyorum oğlum :)

      Sil
  3. Daha neler gelecek başlarına acaba?
    Devamını çok merak ettim.Sonunun güzel olmasını şimdiden ümit ediyorum. Kaleminize sağlık:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. E tabii arada güzellikler de olacak. Benim onu sevmem ve çocuklarımızın doğması gibi. Hikayeyi yazalı iki sene oldu. Ben düzenlerken yeniden okuyorum. İnan neler yazmışım ben de meraktayım canım :) Teşekkürler ve sevgilerimle :)

      Sil
  4. "Geçmiş hatalarla doluysa eğer, gelecek kayıplardan ibarettir." Bu giriş sözü harika. Anlatımın çok sürükleyici sevgili Ece. Ama çok acı çeken insanlar içim acıtıyor. Kırbaç olayı içimi burktu. Öykü ama daha iyi insanlardan oluşan daha güzel bir dünya özlüyorum.
    Kalemine sağlık.
    Selam-sevgiler.

    YanıtlaSil
  5. Sevgili, vefalı kardeşim.
    Eşimden hayatının benden öncesini dinlerken çok üzülmüştüm. Böyle dayak yiyen çocuklar, güven duygularını yitirdikleri için, karıştıkları hayata da sanki değişik bir açıdan bakıyorlar. Olanlar olmuş, daha da olacaklar var. Bana anlattıklarını unutmam mümkün değil. Eşimi rahmetle anıyorum.
    Bu güzel yorumunuz için çok teşekkürler. Sevgiyle kucaklıyorum sizi :)

    YanıtlaSil
  6. İnşallah herşey yoluna girer.. :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bakalım Momentos, yollar çok, elbet birine istemeden de olsa, başaramayacakları belli olsa da mecburen girdiler.Teşekkürler yorum için...

      Sil
  7. Hikayeyi dikkatle ve ilgiyle okudum. Tüm karakterlerin sonraki bölümlerde ayrı ayrı işlenecek hikayeleri olacak sanırım. Diğer bölümleri merakla bekliyorum.
    Elinize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler Derya, geçmişimdeki gerçeklerle yüzleşmek bu olsa gerek. Zaten bunlarla da hesaplaşıp, dinlenmek istiyorum artık. İbret olsun diye, o devirlerde yaşam şartları neymiş, hayata bakış açılarımız ve mutlu olabilmek için ne kadar çabalamışız, inan ben de sizlerle öğreneceğim. Sakladığım CDlerin içinden sürpriz bir şekilde bulduğum bir hikaye.Demlenmiş sanki. Ama beklentilerinizi lütfen düşük tutmaya çalışın. Asla kimseyi üzmek değil amacım. Zaten öyle günler yaşıyoruz ki, bunlar yanında masum yaşanmışlıklar olarak kalır. Gözlerinden öperim kızım.

      Sil
    2. Yoo yo hikayede yazar içinden ne geliyorsa yazmalı bence. Acılar da mutluluklar gibi hayatın gerçekleri. Hikayeleri okurken sadece anlatılana odaklı oluyorum. Bazı hikayelerde, hüzün de beni mutlu edebiliyor. Bu tuhaf gelebilir bazılarına fakat hayatı hikayelerden izlemek bence çok güzel.

      Sil
    3. Evet Derya kızım. Sanki aynı bakış açısındayız. Sağ ol rahatlattığın için :)

      Sil
  8. ailenin sıkıntıları umarım mutlu sonla biter..drama türü bir roman olmuş..hikaye uzunsa bir kitapta yapılabilir kanımca..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zaten Yıldırım, piyasadan çektiğim romanımı ikincisiyle birleştirip, bir yayınevi arayışına gireceğim. Şiirlerimi de düzenliyorum, mutluyum ben. Bunları yaşadığım için aslında güçlendim. Vatanımdan başka hiçbir şey beni üzemeyecek artık. Ziyaretlerin beni sevindiriyor. Sağ ol kardeşim. Sevgilerimle :)

      Sil
  9. İlk defa okudum senin yazını ,çok iyi olmuş.tebrik ederim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevindim, ne güzel... Teşekkür ederim :)

      Sil
  10. bence bıraz guzellık olsun lutfenn :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yaratma gücüm olsa neden olmasın? Gerçekler neyse o var elimde :)

      Sil
  11. Anlatım dili çok akıcı.Ne kadar çok travmatik hayatlar var ülkemizde :(( Devamını merakla bekliyorum ablacığım :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağ ol Yurdagül'üm. Ben kayıt altına alıyorum hayatımı, iyisiyle, kötüsüyle bu karelerde hep vardım ben. Bırakıyorum ki, ruhum biraz rahatlasın. Canımsın, üzerse seni okuma bitanem. Zaman zaman soğuk rüzgarlar esecek ama artık şimdilerde bir sessizlik, dinginlik hâkim hayatımda. Şükrediyorum. Sevgilerimle kızım :)

      Sil
  12. Bu hikayeyi okurken aklıma babaannem geldi Ece abla. Çok acı çekmiş bir kadındır kendisi. İçinde bulunduğu hayat ve çevresindeki insanlar anlattıklarınla benzerlik taşıyor. Üslubun, o güzel kalemin hikayeye renk vermiş. Acı bir renk, derin bir hüzün. Keşke bu tarz acılar yaşanmasa... Bilmiyorum bunun nedeni eski zamanlar mı. Ama çok hikayeler duyuyorum eskilerden böyle. Anadolu olarak tabir ettiğimiz ülkemizin o bölgesinde çok keskin yaralar mevcut. Oradaki insanların hayatları acılarla dolu... Umarım insan ve toplum olarak daha iyiye gideriz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. En son yazdığından hareketle Eda kızım, bu tür hikayeleri okumak, dinlemek çok da hoş olmamakla birlikte hayatın menüsü bunlardan ibaret sanki, Birileri taviz vermedikleri için, birilerini zorlamışlar. O birileri yok şimdi ama zorlukları çekenlere örnek olduğumu sandığım ben tüm gücümle hayata tutunmaya başladım. O günlerde edindiğim tecrübeler, ve sebep-sonuç ilişkilerinden giderek yaşantımı hâlâ elimdeki formüllerle düzene sokma gayretindeyim. Sen bunları anlayabilen ender kızlarımdansın. Vatanımın huzuruna kavuşmasını, sırf sizler ve o minicik bebekler için istiyor ve dua ediyorum. Yorumun için teşekkürler. Gözlerinden öpüyorum kızım.

      Sil
  13. Başınız sağolsun. Gerçekten çok acı. İnsan yaşadıklarını unutamıyor. Kimbilir onda nasıl bir yaraydı...

    YanıtlaSil
  14. Sağ ol canım. Geçti ama izler silinemiyor. Sevgilerimle :)

    YanıtlaSil
  15. Yazdıklarınızı tek bir gözyaşım da saklamak isterdim ama bu benim için bile mümkün değil. Ayrıca anlatımınız harika... Kaleminize sağlık.

    YanıtlaSil
  16. Onur, değerli oğlum. Ne kadar güzel yorumlamışsın. Çok teşekkür ederim. Sevgiler oğluma :)

    YanıtlaSil
  17. Ne kadar korkunç böyle babaların olduğunu bilmek:( kırbaçla dövülen o çocuktan hayır gelir mi?:((Zavallı, hele kundak bebeği fırlatmak:(ah ne olur böyle korkunç insanlar keşke hiç doğmasa...kalemine sağlık ablacığım. Üzülerek ama ilgiyle okudum, inşallah roman olur. Sevgiler:)

    YanıtlaSil
  18. Canım. Okudun, bak işte bu da gerçek bir öykü. Bir baba, çocuğunu döverek kendine güvenini yitirmesine neden oluyor.Sonrasında tabii hayatına dahil olanlara da yansıtıyor bu güven sorununu.
    Sağ ol canım. Sevgilerimle :)

    YanıtlaSil
  19. Yanıtlar
    1. Sağ ol canım. Gözlerine sağlık.

      Sil
  20. of valla dehşet öyküsü gibi bu ya. ilk kısıma mı üzülmeli sonraki çetin kısmına mı. senin hayattan sahiden kaç roman çıkar ya of yaa.

    YanıtlaSil
  21. Deep :) Boşuna sızlanmıyorum, güldürdün beni. Geçmişimi sanki kusuyorum. Bir yorumcu da, Tek Kişilik Kalabalığın bir bölümünde, öyle asabı bozulmuş ki, 'Stephen King'in romanlarındaki gibi tasvirler, kendimi kötü hissettim' diye yazmış. Haklı adam :))

    YanıtlaSil
  22. Offf off Ece ablacım içimi acıtıyor ne olur gerçek olmasın diyorum böyle hayatlar malesef ki yaşanmış diyorsun. Ben hemen ikinci bölüme bakayım ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Canım. Hayat böyle bir şey işte. Eşim ailesinden ayrılıp özgür yaşamına geçtiği zamanlarda ve biz evlendikten sonra da hayatı boyunca elle tutulamaz, aşırılıklar yapan biriydi. Küçükken her yaptığının tepki görmesi, dört erkek çocuktan bir tek ona bu kadar eziyet edilmesi, sonraki senelerde zararını bizlerin de görmemize neden oldu. Artık yaşanmış, bitmiş, lakin hiç unutulacak gibi değil. Okuduğun için sağ ol canım. Sevgilerimle.

      Sil
  23. Ben bugün tekrar okumaya geldim, çünkü kaçırmıştım devam bölümlerini, 60'a bir kala annelik kolay değil:)))ev işi, gaileler, çeşitli sıkıntılar ancak bugün geldim, unuttuğum için tekrar okudum, çok acı çok:( hele dayak:( hele bir çocuğun dayağa alışması:( ne diyeyim ben böyle şeyler beni deist yaptı çıktı:( bu dünya olmaz olsun. İkinci bölüme geliyorum bugün niyetim tüm bölümleri okumak. Kalemine sağlık ablacım. Sevgiler:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Deist olmak zaten bunları kabullenebilmenin çıkış yolu. Edenlerin bulmasını diliyorum. Çok acımasız insanlardı. Hastayken eşim, ben başındayken, söylediklerini bir duysaydın, şaşırırdın canım. Değişik insanlardı. Allah affetsin.
      Çok teşekkürler canım. Ben de cevaplarımı sondan başa doğru vermiş oldum. Hepsine ayrı ayrı yorum yapmışsın. Yüreğine sağlık kardeşim benim. Sevgilerimle.

      Sil
  24. çocuk için zor sınav, bu gerçeği bilmek

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet Meltem. Hikâyemi mi okuyormuş benim tatlı kızım? Teşekkürler. Ben de okudum şimdi, bir-iki yanlış gördüm, senin sayende oldu bu, hemen düzelteyim. Gerçek yaşanmışlıklar bence değerli Meltem'ciğim. Acı da olsa benim için durum bu. Sevgilerimle kızım 💙 💚 💛 💜

      Sil
    2. uzun zamandır yoktum işler yoğundu geldim bu seriyi bitirdim bugün :)

      Sil
    3. Gözlerine sağlık. Olsun Meltem'ciğim. Öyle yoğun yaşıyoruz ki haklısın kızım...Sevgiler canım 💗

      Sil

Whatsapp Button works on Mobile Device only

Aramak için kelimeni yaz ve ENTER'la