İkinci Romanımdan Kesitler 9.Bölüm

Acılar



İkinci Romanımdan Kesitler 9.Bölüm

Beklemeye Dair
        
      Yıl 1966… Aynı böyle bir gün… Aşağılanmış hissetmiştim o gün de, tıpkı bugün gibi. O iki günle sınırlıydı ama yaşattıklarının yıkıntıları yıllara yayıldı. Mutsuzluk üzerime yapıştı. Tıpkı bir kene gibi; gülmeme, sevinmeme, kimseyle iletişim kurmama izin vermiyor.  Neden sana böyle tutkun olduğumu anlamıyor, seni içimden bir türlü söküp atamıyorum. Senin başıma gelen bir lanet olduğuna inancım netleşti. Ben bu lanetten vazgeçemiyor, onun miadını doldurma sürecini uzatmak istiyorum sanki.
       Depresyonumun bana hediyesi, bağımlılık sorunsalıydı. Nasıl anlatsam? Eskilerde, genç kızken ve evlendikten sonraki zaman diliminde her türlü değişime açıktım. Değişikliğin iyi geleceği aklıma bile gelmeden. Arzuya varan bir istekle yakınlarımın beni ve çocuklarımı, oraya veya buraya götürmeleri isterdim. Tek başıma bunu yapma imkânım yoktu. Ne yer biliyordum, ne yöre. Erken evlenmenin sakıncalarından sadece biriydi işte... Söylemezdim ama beklerdim. Zira normal evliliklerde bunlar oluyordu. Tayin olunca şehir değiştireceğimize sevinir, bütün evi iki günde taşınmaya hazır ederdim. Çok hareketli ve ev işi konusunda becerikliydim. Hiç gezmeye götürülmedim, bazı içkili restoranların dışında hiçbir yere. Eğlence anlayışı buydu herhalde, vefat ettikten sonra bile hâlâ çözemedim zira… Ne bir denize, ne de bir geziye. Babamın basit çeşidiydi kocam. Ama kendisi bol bol geziyordu. Değişik yerler görmenin hasretini, gitmeden hazzını duyardım. 
       Diyelim “İstanbul’a bir işim çıktı” diyor (belki bahaneydi, nereden bilirim ki?) “gitmişken akrabaları görürüm” diyor ve günlerce gelmiyordu. Sonrasında yine akrabalarımdan duyduğum şeyler. Ailecek kurulan poker partileri, vs. Kırılıyordum. O benim çocuklukta, ailemin içinde her şeyden mahrum olarak yaşadığımı biliyordu. “Nasılsa alışmamış, gezdirmesem de olur" mu diyordu kim bilir? Ya çocuklar? Bunlar senin canların. Bir dön geçmişine bak. Anlatılardan biliyorum ben ailecek nasıl bir yaşantınız olduğunu. Peki, niye bizim bunları yaşamamızı istemiyordu ki? Nasıl aile sevgisiydi, nasıl bir aymazlıktı bu Allah'ım? Beklemek ismimle kaynaşmış bir sıfat olmuştu bile. 

     Hayatıma son senelerimde giren insanın da çeşitli, inanılmaması zor bir dille verdiği sözleri bir bir ezmesiyle kahrolan yıllar süresince onu beklediğim için, eklenecek sıfat yine buydu. Bekleyen kadın…  Tarih tekerrürden ibaretti. Kocam da bekletmişti ama sevdiğim adam çok daha yakıcı bekletiyordu… Sene ve gün, 24.08.2018. Hayatıma giren ikinci erkek de aynı şeyi yapıyor, hem de diğerinden daha acımasızca…
     Bir de insan olarak sevdiğim kişiyi sahiplenme isteği yanar tutuşurdu içimde. Denedim. Sırf eşimde sonuç aldım. Nihayetinde ben karısıydım. O bitmiş, fizik olarak da, ruhsal durumu itibarıyla da bana mecburdu. Girebileceği en kötü görüntüdeydi. Ama  benim için; üzüntü duymam dışında fark etmezdi. Yeter ki ben bir yakınıma tutunmalıydım. Hastane günleri eşimin ölümüyle sonlandı. Soğukkanlıydım. İyi ki daha çok bağlanmamış, öleceği ihtimaline karşı kendimi ondan soğutmayı başarmıştım. Ters hareketleri bunu çabuklaştırmıştı…

     "Hayatı hafife al, fazla düşünme, yaşamana bak, üç günlük dünya" gibi söylemler…
İşte bunlara cevap olarak derim ki, hayat; eğer hafife almamız gereken bir şeyse aksine çok ciddiye almamız gerekmez mi? Hatta; bizlerin onun tuzağına düştüğümüz, esir alındığımız bir yer olamaz mı? Belli alanlar içinde, az farklılıklarla aynı şeyleri yapıp duruyoruz. Araftayız belki. Bir yanı cehennem, diğer yanı cennetle çevrili; geçiciliği bundan, belki bir önceki yaşamımızda zayıf kaldığımız ve maalesef oraya dair bir şey hatırlayamadığımız için, tümünü çalışmak zorunda olduğumuz, yani buradan çıkarken telafi sınavlarına girmek zorunda kalacağımız bir yerdir. Günü, ayı, yılı, saati bilinmeyen kim bilir kaçıncı sınav?

Âlem bizim düşmanımız. Ondandır yararımıza olmayacak her şeyi hasım bellememiz. Zaman gitgide kısaldı. “Hayır” demeyin… Senelerin tecrübesiyle yazıyorum. Tatlar azaldı, tahammüller bitti, bitiyor… Dünyada herkes aynı anda sokağa çıksa kim bilir ne dehşetli bir kalabalık olur. Her türden, huydan insan güruhu.  İnsan kutsaldır?

      İşte tüm bu durumlardan kendisini soyutlamak isteyenleri kınamamak gerek. Bir hitap bellenmiş, lakin büyük gücün bugüne güncellenmiş fikirlerinden kimsenin haberi yok. Hâlâ eski saplantılar… Bırakın dünyayı terk etmek isteyen etsin. Siz sadece kendinizden sorumlusunuz! Can kendi canı, kime ne? Siz yaşamdan nefret etmek, adeta boğulur gibi olmak nasıl bir şeydir bilir misiniz? Ağzınıza, hiç sevmediğiniz besinlerin zorla tıkılması gibidir. Yok, istemiyor, yedirin bakalım…

      Beyin; boşaltımı konuşmayla olan bağırsaktır. Düşünceler pisliklerle dolu olabilir. Fikirler şeytanî olabilir. Beyinde kan geçişleri, ince kıvrımlı yollar, müthiş bir iletişim ağı vardır. Aynı zamanda şantiyedekine benzer bir çalışma. Yaşlandıkça atıllaşan ama son ana kadar tam tepemizde işlemini yavaşlayarak da olsa sürdürmesi bile bizler için büyük nimettir. En büyük ayrıcalığı; tüm vücudumuza hükmetmesi ve onun sayesinde düşüncenin muhteşem gücüdür.

Yaşama bağlılık konusunda ise, coşkulu isteklerde ileriye dönük kuşku, endişe, şüphe yoktur. En güzel hâldir coşku…
Ta ki, aniden bir kalasa çarpana kadar… 

      Veda dileğin ve sen… Her konuyu sana bağlıyorum ben zaten… Aklımdan bir dakika bile çıkmıyorsun ki, sanırım son nefesimle ancak kurtulacağım senden. Sen benim felaketimsin. Şu anki duygu durumumu anlatmama imkân yok. Yeni ifadeler keşfetmem lazım. Ya sen ya ben yok olana kadar bu böyle sürecek... Her durumu zorlaştırmaktaki katkı payın o kadar yüksekti ki… Sen yürüyen sonumsun!

Ece Evren

7 yorum:

  1. Ne kadar güzel bir roman olacak bu Ece'ciğim, şimdiden belli. Erken yaşta evlenmek hakikaten iyi olmuyor belki istisnaları vardır ama adı üstünde: İstisna. Benim kız kardeşim de erken yaşta severek evlendi ama iki çocuk ve onca yıldan sonra boşandılar. Olmuyor işte...evlilikler konusunda ben hep kadınlardan yanayım, kadınlar çile çekiyor:(
    Eline sağlık canım, sevgiler:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bilgisayara giremedim Müjde'm. O nedenle ancak bugün cevaplayabiliyorum. Erken evlenmek sakıncalı. Öncelikle daha tanıyamadan evleniyorsun. Bir de yaşı senden büyükse sürekli hükmetmeye çalışıyor ama ben çok direndim. Aslında şu son senelerdeki zaafım nedeniyle kendimi asla affetmeyeceğim.
      Teşekkürler canım. Sevgiyle kucaklıyorum seni.

      Sil
  2. Çok üzüldüm. Erkekleri anlamak bazen gerçekten çok zor. Biz kadınların anlaşılmaz olduğunu savunurlar, oysa ki bizler aç

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hoş geldin Derya'cığım. Anlaşılmaz olan kendileri. Son zamanlarda izlediğim filmlerden sonra karar verdim ki, hepsinin mayaları aynı.😅 Sevgilerimle canım :)

      Sil
  3. Açik kitap gibiyiz yazacaktim 😅

    YanıtlaSil
  4. Okurken bir çok hissi aynı anda yaşadım. Biraz yarım kalmış bir hikayenin, mecburiyetten unutulması,biraz eksik hissedilen -ya da hep öyle olan- kalbin hatıralara tutunmaya çalışması mı? İkilemler insanı epey etkiliyor ve sanırım son paragraftaki veda bir ikilemden doğmuş. Yaşanılmadan hissedilemeyecek kadar anlam yüklü satırlar.

    ''Yaşama bağlılık konusunda ise, coşkulu isteklerde ileriye dönük kuşku, endişe, şüphe yoktur. En güzel hâldir coşku…
    Ta ki, aniden bir kalasa çarpana kadar… ''

    Zaman kavramını anlatmışsınız sanki bu satırlarda, ben öyle çıkarım yaptım en azından. Sürekli çabalarken, hayattaki 'tekliğini', yanlızlığını öğrenene kadar herkes çarpıyor o kalasa.

    Çok güzel olmuş, haranlıkla okudum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Aybüke. Yorumların o kadar güzel ki, beni anladığını hissetmek ise çok mutluluk verici. Evet yaşanmışlıklar ve kalın silinemeyecek izleri... Bugün benim bir türlü huzurlu olmama izin vermeyen şeyler işte bunlar. Başarısızlık olarak algılıyor ve çok üzülüyorum.
      Çok teşekkür ediyor ve sevgiyle kucaklıyorum :)

      Sil

Whatsapp Button works on Mobile Device only

Aramak için kelimeni yaz ve ENTER'la