Biz De Yaşıyoruz Bu Dünyada Son Bölüm

 


Görsel alıntıdır


Heyy! Ben De Varım Dünyada... Son Bölüm.


Son bölüm, gayet net aldığım, fakat benim hiç ihtiyacım olmayan İbret hikayesi olacak. Bu olaylardan sonra  'bu kadar insafsız ve terbiyesiz nasıl olunur?' un cevabını ise sanırım hiç bulamayacağım. Adalet son sözü söyleyecekti. Ama karar, hak edilen ceza mı olacak, yoksa ben her gün biraz daha ölmekte olan insanlığın hüznüne mi dalacaktım? Hiç bilmiyordum...

Daha 1.ci celsede sayın kadın hakim o kadar adil idi ki, nötr bakıyordu ikimize de. Doğaldı böyle bakması, lakin insan durup dururken de dava açmazdı eğer iftira atacaksa... Suç isnat edilen hanımın nemrut yüzündeki sırıtmaya benzer bakışından normal bir vatandaşın bile anlayacağı suçlu profilini görmemezlikten gelmiş olmalıydı. Yerime otururken arkamda kalan yerde iki erkek oturuyordu. Hiç bir yakınımız celseye alınmamıştı. O nedenle karşı tarafın yakınları mı diye endişe ettim. "Kimsiniz?" diye sormamla "Duruşmanın düzenini bozmayın" diye bağıran küstah sesi çınladı Hakime Hanım'ın. Seyir belli olmuştu.

Beni artık kimse adalet olduğuna inandıramazdı. Zira bu muameleye tahammül edemezdim. Diğer bir beyanım üzerine de "İnsanlar benim gözümde eşittir! "dedi. Ben tokat gibi 'Suçlu da, suçsuz da mı?' diye sordum. Benden biraz küçük görünen, ama bir söz sahibi kadının dik ve kötü bakışlarına aynı bakışlarla karşılık verdim. (Peh Ece!...) dedim. Kaç kalem kırmış, hiçbir kararı temyizden dönmemiş, gözlerinizden yalan söylediğinizi anlarım! diyen babana benzemiyor değil mi? Evet hiç benzemiyordu. On altı yaşındayken babana ummadığı vuruşla isyan eden sen, altmış küsur yaşında, bu şerefsiz insanların önünde adaletin temsilcisi tarafından azarlanıyorsun! Başına dökülen suyun hesabının görüleceğini hiç bekleme...

Öyle de oldu. Gelinleri avukatlarıydı. Laflarımı hiç esirgemedim. 'Gelinden de avukat mı olurmuş?' dedim. 2. celsede tertemiz yüzlü kızımın şehadeti de yeterli olmadı. Zaten suyu başıma döken hanım mazeretliydi gelmedi. Ne "Gereği düşünüldü" ve sanırım ne gerektiği gibi düşünüldü...Hakim bir mırıltı halinde, duymayı bile istemediğim bir şeyler söyledi tahmin ettiğim gibi. O yüzden ne de ayağa kalktık, ne de kürsüye saygım oldu. Anlaşılmıştı ki kadın beraat etmişti. 

Temyiz hakkımın açık olduğu söylendi. Ama umurumda bile değildi. Asabi bir şekilde kalktım. Dışarı çıkarken kızımın bakışlarıyla karşılaştım ve her şeyi göze alıp şunları söyledim tam kapı ağzında durarak, herkesin duyacağı şekilde ve yakınlarına dönerek 'Bravo, bakın adalet de sizin gibi rezil insanların yanında. Hadi gelin eve ve dilediğinizi yapın. Ama karşılığını da görürsünüz. Hiç rahat hissetmeyin bundan sonra...' Ve kızımın yardımıyla ağlayarak terk ettim orayı. Kim bilir nice davalarda ki, bu sadece fiziksel bir yaradan ibaretti, ne gibi haksız kararlar veriliyor acaba? diye düşünmeden geçemedim.

Hayvan sevmeyen insan da sevemez derler. Ama komşumuz, kendi kriterlerine göre kendisi gibi hayvan düşmanlarıyla ekibini kurmuş, mutlu mesut yaşamakta. Biz ise harıl harıl ev arıyoruz. Altımızda değil, ama üstümüzde bir bomba varmış  gibi hissederek ve bahçemizin dışına çıkmaktan korkarak yaşanmaz diye düşünüyoruz. 

Mahatma Gandihi’nin  ve bir iki ünlünün hayvanlarla ilgili sözleriyle size veda edeceğim. 1-<Bir milletin büyüklüğü ve ahlaki gelişimi, hayvanlarına nasıl davrandığıyla anlaşılabilir.> 2-Anatol France<İnsan ruhunun bir parçası, hayvan sevgisini tadana kadar uyanmaz! 3- George Elliot <En iyi arkadaşlarımız hayvanlardır, ne soru sorarlar ne de kusur bulurlar...> Ve son olarak Mark Twain- <Köpekler centilmendir, umarım onların cennetine giderim, insanlarınkine değil...>

Yıl 2021 oldu. Yani bu hikâyenin üzerinden tam beş buçuk yıl geçti. Şimdi bir sitede üst katta oturuyoruz. Daha huzurluyuz. Ben masum kedilerimi seviyorum ve sevmeye de, bakmaya da devam edeceğim.

Hoşça kalın... Dilerim kimsenin başına böyle olaylar gelmez 🙏

Ece Evren 
Güncellenme tarihi 17 Haziran 2021


Yorum Gönder

Whatsapp Button works on Mobile Device only

Aramak için kelimeni yaz ve ENTER'la