Size Bir Mektubum Var...


Kalp, Kanat, Sevgi
Kalp Barış    

Size Bir Mektubum Var...

Sıkıldım, hem de çok...

Sıkılmanın ne demek olduğunu bilmeyen, yaşamayan insan olduğunu sanmıyorum. Az ya da çok, zaman zaman mutlaka içinden geçmişsinizdir. Yine sızlanmaya başlamayacağım, endişeye mahal yok ama son zamanlarda ortamdan ne kadar sıkıldığımı ve artık bunun tavan yaptığını yazacağım tabii ki de. Beni tanımış olmalısınız...

İnanın; benim yaşıma geldiğinizde demek zorundayım (hem biraz empati fırsatı olsun diye)ve sırf bu nedenle duyduğum sıkıntıyı; birbirine belki az benzer ya da mutlaka çeşitli hayatların içinden geçildiği için, anlayamama ihtimaliniz yüksek bile olabilir. İlk yazacağım şey, çok çocukça görüntüler sergilendiği... Ama herkes değil, sakın yanlış anlamayın, bazıları demekle yetineceğim. Benim de çocuk yönüm vardır, anlarım ama bu kadar kırıp, kırılmaya gerçekten hiç gerek yok. Bazı hin düşünceler, atışmalar ya da tek taraflı sürekli taş atmalar. Haydi dürüst olalım, mutlaka sizin de fark ettiğiniz ve size de saçma gelen kim bilir neler gözlemlediniz... Ben; ne bunları görmek, ne de duymak istemiyorum artık. Blog tutabilen birisinin aklı başındadır diye düşünüyorum.Tarzlarımız, karakterlerimizden tüyolar verir ister istemez. Hayata ve olaylara bakış açılarımızdır yorumlarımız. Ona göre de birbirimiz hakkında düşüncelerimiz ve bir fikrimiz oluşmuştur. Blog tutma hikâyelerimiz, amaçlarımız değişiktir, farklılıklarımız zenginliğimizdir. Birbirimizden alıp vereceğimiz ne çok şey vardır... Sayısını bilemeyeceğim kadar kullanıcının hemen hepsi,sizler ve ben; acaba bu alanın bir nimet olduğunun farkında mıyız? 

Örneğin, vatanımın dörtbir yanında yaşayan blog yazarlarına, daha yüz yüze görüşmeden ısınabiliyorum. Sizler de öyle, değil mi?  Bir başka ülkede yaşayan bir vatan evladını, bu nimet sayesinde olabildiğince tanıyor ve onu sevebiliyorum, görmeyi bile  hayal ediyorum... Bir/iki konuda bir saatlik bir söyleşinin bile, hem onun vatan hasretini giderebileceğini, hem de bizim ona ulaşabilmemizin manevi rahatlığına erebileceğimizi düşündünüz mü hiç? Ben çok düşündüm. Bu tadı alamayanlarsa; ancak bu güzel duyguları tanımayanlardır. Aslında hepimizin dostlara ihtiyacımız var. Çok fazla beklentiye girmeden, abartmadan, sıkmadan edinebileceğimiz; kendimizden büyük ya da küçük bir çok dostlara... 

Birçok bloğu takip ediyorum. Her konuya merakımız olmaması doğaldır. Ama ben, nice kozmetik ürünlerini; bloglarında fotoğraflarla ve açıklayıcı yazılarla sunan kızlarımın, şiir ve yazılarıma gelip, bir kelebek naifliğiyle duygularını yumuşakça bıraktıkları yorumlarına hayran olur ve çok mutlu olurdum. Olurdum diyorum zira şimdilerde hepimizde, bilhassa gençlerimizdeki hayat telaşı; bazı nedenlerle had safhada. Belki zamanları yok, belkiler ve kim bilir neden?.. Ben de onlara zaman zaman gidip, makyajsız ve gayet içten yorumlarımı bıraktım. Hiçbir yorumumda yapaylık yoktur. Ben kendi yaşamımda da, "canım", "bitanem", hatta "aşkım" kelimesini çok kullanırım. Ben severim insanları. Tabii ki de benim de zayıf karnım var. Hatta çok daha fazla kızdığım şeyler olunca, yine tüm doğallığımla düşündüğümü yazarım. 

Farkındaysanız bir durgunlaştı blog sokakları. Çok hüzünleniyorum son zamanlarda. Bazen bir anda bir evlat çıkıyor, bülbül gibi şakıyor yazılarında ve  kızlarım, oğullarım gayet içten koşup ona "Hoş geldin." diyorlar. Ben o kadar heyecanlanmasam da çok hoşuma gidiyor. Fakat sürekliliği yakalayanlar bence az. Anne-çocuk blogları, kozmetik ürünlerini tanıtanları, seyahat blogları, moda/tasarım blogları, kitap yorumları yapan değerli evlatlarım, kişisel bloglar, daha kim bilir ne kadar çok, ilgi duydukları konuda paylaşımlar yapan bloglar var. 
Sevgili Yurdagül Çelik gibi, Arif Öztürk gibi, ruh sağlığımız konusunda bizlere bilgi ve gönüllerini açmış değerli blog yazarlarımız var. Biz bizim için kim gönlünden, severek paylaşım yapıyorsa minnet duymalıyız. Belki hatalı bir davranışımızdan çıkış alan huzursuzlukları, tamamen karşımızdakine mâl edip, onların cevap haklarını yok sayamayız. Bloglarımızda ben de dâhil bir yığın kırgınlık yazısı yazdık. Tabii ki anlaşılmayı bekledik, bazende tam anlayamadık içinde olanlar kadar, taraf olmamaya çalıştık. Zira iki kişinin sorunu bu arenada çözülmezdi. İş daha da çıkmaza girerdi ve girdiği zamanlar oldu da.

Blog tutmaya başladığımda bayağı şaşkındım. Etrafa boş gözlerle bakıp, yayın akışını anlamaya çalışırken; nasıl bir yol izlemem gerektiği hakkında ise pek malumatım yoktu açıkçası. Senelerin blog yazarları vardı aramızda. Bir de, çok programlı yazan ve bunu hoşlanmanın ötesine götürüp; gayet ciddi bir aktivite olduğunun bilincine varanlar ya da bu bilinçle blog tutmaya başlayanlar. Zaten blog yazmak gönül vermeden yapılacak bir uğraş değildi. Kararlı ve istekli olmak gerektiğini iyice anlamıştım. Vazgeçmeyi gerçek manada hiç düşünmedim. Kendimi çok sevemesem de, olan saygımı yitirmeye hiç mi hiç niyetim yoktu. Hâlâ da yok. Allah izin verirse elimden bir sebeple kalemim düşene kadar yazacağım. Ama çok dolaşmayacağım ortalarda. Nedeni bende mahfuz....  

Birini tanıyorsun, yazılarını okuyorsun. Hoşuna giden bir yanı oluyor ki, okuyup yorumluyor; sonra da acaba ne cevap yazmış diye bekliyorsun. Zamanla onun hakkında bir kanıya varıyorsun ama yine de açık kapılar bırakman gerektiği bazen hissettiriliyor, bazen de yapında temkinli olmak var; otomatikman yapıyorsun bunu. Ben ise insanlardan pek şüphelenmem. İnanmak daha kolay gelir bana. Alışıyorsun, hatta bağlanıyorsun. Yazılarını keyifle okuyor, yorum yaparken hiç sıkılmıyorsun. Şahsen ben, hiçbir yorumumu geçiştirmek için yapmam. Sonra bir gün, herhangi bir konu ya da vatanımdaki bir gündem konusunu işliyor blogger. Gündem maddesi, halkı endişeye düşüren bir değişiklik olabiliyor. İşte bu maddeye dair yazısında o kişinin hayatındaki acı gerçeğini öğreniyor ve çok üzülüyorsun. Teselli ederken bile olanca hassasiyetini gösteriyor, yazdığına yazacağına pişman ettirmiyorsun. Tanıdığım kızlarım ve oğullarım bu konularda gayet hassaslar. 

Farkında mısınız kaç kişi ayrıldı aramızdan? Bir kaçının bırakma nedenini bildiğim hâlde, diğerlerini de zaman zaman düşünürüm. Sonunda yine, her şeyin geçici olduğu sıkıntısı oturur tüm ağırlığıyla aklıma ve  yüreğimin üstüne... Ben yaptığım her işi olduğu gibi, blog yazmayı da çok sevdim, sitemi sahiplendim. Hepinizi sanki yakınımmışsınız gibi benimseyip, belki de paylaşmamam gereken şeyleri paylaştım. Hatta Blog Sohbetleri 2 de sevgili Evren'in bir sorusunu hatırladım şimdi. 
"Blog üzerinden mi kendinizle yüzleşiyorsunuz?" diye sorması üzerine "Evet..." demiştim. Zira benim hayat öykümde utanacağım hiçbir şey yoktu, ibret hikâyesiydi benimki baştan aşağı... Başka kahramanlar, başka hayat öyküleri aramama gerek yoktu. Bu -korkusuz şövalye- tarafımı, -cahil cesareti- diye tanımlayanlar bile olabilir. "Ben ancak, yaşadığım hikâyelerin kahraman bilgesiyim" derim o zaman...  

Sonuna gelmek üzereyim yazımın. Sosyal Medya araçlarından ve onlara ne kadar sıcak bakıp, bakmadığımdan bahsedip; hepinizi kendi düşünmenize bırakacağım. Ben face olsun, instagram olsun, bunların ikisine de çok fazla ısınamadım ama face,e olan antipatim daha fazla. Buralara fazla takılanların sosyallikte problem yaşadıklarına inanıyorum. Zira eğer bazı geleneklerimiz, hâlâ geçerliliğini koruyorsa sizlerde de; bazı aşırılıklardan kendinizi koruyamadığınız olabilir. Etkilenmek ise kişiden kişiye değişir. Vatanın en ücra köşesindeki, sizinle ne yaşam tarzı ve ne düşünce yapısı uymayan biri; hasbelkader ortak arkadaş olduğunuz birinin arkadaş ekle-kaldır seçeneğinin kurbanı olması sonucunda, her şeyinizi paylaştığınız o yerde, tüm yazdıklarınızı okuyup, görsellerinizi seyredip, sapkınca düşüncelere girebiliyor. 

Facebook uygulaması ve bunu sosyallikmiş gibi gösterilmesi yanılgının ta kendisidir. İnstagram ise daha renkli. Her türlü reklam için uygun bir uygulama. Hele hayvanseverler tarafından en yararlı şekilde kullanılan bir yer. Hayvanlar, insanları sınamak için yaratılmamalarına rağmen, onlarla sınanacağımızın belli olduğu türdür. Ben nice aç hayvanlara ulaşabilmeyi istediğim yolu instagram sayesinde bulduğum için seviyorum bu uygulamayı. Sadece bunun için de değil tabii ki. Blogdaşlarım hakkında da çok tespitlerim oldu. Onların da mutlaka benim hakkımda. Twiteer,ı bir kalemde geçmek istiyorum. Müthiş bir yer. Kullanmayı beceremesem de, arkadaşlarımın yazılarını orada paylaşmayı, aslında her şeyde her duygumu ve sevgimi paylaşmayı çok seviyorum. 

Güvenmeyi; güvenerek ve karşımızdakini biraz utandırarak belki de öğretebiliriz kim bilir? Aynı vatanın evlatları olduğumuzu asla unutmamalıyız... Her düzensizliği değiştirecek gücümüz olduğuna inanmanızı diliyorum. Güzel ve layık olduğumuz huzura doğsun güneş. Elbet bir gün...

Ece Evren/Halkalı 13.03.2018

29 yorum:

  1. Her kelimesine hak vererek okudum. Bahsettiginiz gibi Türkce blog yazmaktan vazgecmememin en önemli nedeni kendimi bir nebze vatanimda hissedebilmek. Bu bana cok iyi geliyor. Ve bloggerlar arasi tartismalarin da acik platforma tasinmasindan hoslanmiyorum. Cünku sen imali yazini yaziyorsun baskasi kim kim hakkinda ildugunu bilmeden yorum yaziyor ve aslinda sevdigi birini de kirabilmis oluyor. Polemik baslayinca durum tatsizlasiyor. Bu cocukluklara hic gerek yok. Birebir sorun yasadiginla konusursun sorununu cözemiyorsan da iliskini kesersin olur biter. Arkasindan blog blog dolasip kötü yorum yapmalar,kulis yapmalar hic hos degil. Ben kisisel olarak bircinsana güvenim sarsildi ise sürekli sürtüsme yasamaktansa mesafe koymayi ve yoluma devam etmeyi tercih ederim. Hayat cok degerli ve kisa. Tabii bazi konulari,hele de genel anlamda blog alemini ilgilendiren konulari yazmak ve elestirebilmek de hakkimiz. Elestiri saygi sinirlarinda kisinin kisilik haklarina saldirilmadigi sürece medeni olmanin geregi. Benim hem kisiligime,hem esime kadar dil uzatildi bugüne kadar blog dünyasinda. Kirildigim zamanlar cok oldu. Bu insanlari ben de medeniyetten uzak ve cahil olarak nitelendiriyorum. Yüzüme karsi veya acik adimi yazarak yazilarini yazma cesaretini gösteremediler. Sevdigim arkadaslarimin dahi bilmeden kötü yorumlamasini istediler cünkü . Kusura bakmayin Ece ablacim cok uzun yazdim ama artik bazi davranislar kabak tadi verdi gercekten de. Sevgiler 😍

    YanıtlaSil
  2. Ha bir ekleme daha yapayim. Ben Evren beyi veya genel anlamda calistayi elestiren bir yazi yazmistiim. Yazimin linkini kendisine de gönderdim bilgisi olmasi gerektigini düsündüm. Insanlar hakkinda atip tutmak kolaydir. Ancak bunu o insanin bilgisi dahilinde yaomak medeni cesaret ister.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Derya, ilk yorumu senden almak, yine bu sabah yüzümü güldüren ilk mutluluk oldu. Düşündüklerini paylaştığın için çok teşekkür ederim.

      Gerçekten, bu sıkılma duygusu zaman zaman yoklardı ve ben bunun nedeni olarak; senelerdir gittikçe daha da çok tanımam ve onunla savaşı öğrendiğim halde, kolaya kaçıp depresyonuma fatura keserdim. Ama sebeplerin gerçekten sıkıcı nedenlerden kaynaklandığına karar verdim sonunda ve kendimi üzmenin de bana çok zarar verdiğinin farkına vardım.

      Belgeli, kayıtlı atıflardan, çoğumuz çeşitli zaman ve şekillerde yaralandık. Gurbette olman sana daha itinalı davranmamızı, en önemlisi de başta insan olmamız her zaman dikkatli ve ılımlı olmamız şartını da getirirdi. Çoklukla profesyonel tarzda yönettiğin blogların, sana olan duygularımı iyi muhafaza ettiriyor bana ve senin ayrıcalığını hissettiriyor. Üstelik uzaklarda bir yerde kızımla yaşıt, olgunluğunu ve bizlerle cömertçe paylaşımlarını takdirle karşıladığım güzel, kültürlü, kibar bir hanımefendisin. Tekrar teşekkür ediyorum Derya, sevgilerimle canım.

      Sil
    2. Aslinda benim bekledigim uzakta olmamdan dolayi ayricalikli davranis degil, uygarca ve insanca davranis. Blog dünyasinda maddi borcum kimseye asla yok. Manevi borcum kaldigini dusünenler olabilir ben manevi borclarimi takip edecek olgunluga da sahibim. Yapilan manevi iyiliklere karsilik vermisimdir mutlaka. Kimine yeterli gelir,kimine yetersiz. Yazinizi cok mesgul etmek istemiyorum. Sizi cok seviyorum iyi ki varsiniz 😍

      Sil
  3. Paylaşımınız dönüp kendime sorular sormamı sağladı. Pek çoğunu yanıtlayamadım aslında.. Facebook konusunda düşüncelerimiz birebir aynı, ben kullanmıyorum bile zaten. Sizi takip etmeye ne zaman başladığımı hatırlamıyorum. Bu yazınıza nasıl geldim, onu da bilmiyorum. Ama iyi ki geldim. Yüreğinize sağlık, umarım herkese ulaşabilir bu kaleme aldıklarınız. Sevgiler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili kardeşim, "İçimdeki Fısıltı" zaten insanı düşündüren bir profil adı. Ben çeşitli bloglarda yaptığınız yorumlara ve verilen cevaplara rastlardım. Hoş geldiniz ve bugünki mutluluğumda payınız oldu. Çok teşekkür ederim. Sevgilerimle...

      Sil
  4. Ece Abla öncelikle teşekkür ederim. Yazıda bizi zikrettiğin için. Blogumda paylaştığım bir şiirde 'Her şey tadında güzel.
    Bir gün ‘son’a ermesi kaçınılmaz hayatta
    ‘Son’ludur hayata dair ne varsa' diye yazmıştım. Yazını okuyunca o şiir ve bu bölüm geldi aklıma. Her şey gelip geçici: blog kurmak, blog yazmak gibi. Burada mühim olan geçip giden anlarda neler biriktirdiğimiz. Tatlı hatıralar da biriktirmek mümkün, kırgınlıklar, küskünlükler bırakmak da... Biz hangisini tercih ediyoruz.
    Bloga yeni başlayanlar, kaybolup gidenler oluyor. Her zaman da olacaktır. Ben de bloga ilk başladığım zaman, yol yordam bilmemenin de etkisiyle, 6-7 ay ara vermiştim. Sonra nasıl olduysa yeniden başladım.
    Tüm blog dostlarına selamlar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Rica ederim. Benim için çok değerlisiniz. Has bilgiler ediniyorum sizlerden. Tabii ki Arif, çeşitli nedenlerle ara verebiliriz. Belki bırakmak zorunda da kalabiliriz. Vedalar beni çok etkiliyor. O nedenle değindim o konuya.
      Yorum için çok teşekkürler, sevgilerimle Arif.

      Sil
  5. Zihnim dağınık.İyi ki Derya sabah tekrar hatırlattı.Hemen girip okudum :) Benden de bahsetmişsin çok teşekkür ederim ablacığım.Bildiğimiz ve size yarayacak bilgileri paylaşmak gerçekten hoşuma gidiyor.
    Blog yazılarını eskisi kadar okuyamıyorum çünkü yeni bir iş oluşturma sürecindeyim.Her şey güzel olsun istiyorum.İşe kanalize olmuş durumdayım yani.Sizleri bu blog sayesinde tanıdım.Güzel arkadaşlıklar oluştu.Rahatsız olduğum şeyleri de zaten söylüyorum.Evren'le yaşanan sıkıntıda da zaten birebir düşüncelerimi onun sayfasında belirtmiştim.Düşüncelerimi maskelemeyi pek sevmem aslında.Fakat şöyle bir durum oldu.Çok fazla kirlilik oldu ve bilip bilmeden herkes dahil oldu olaya.Sonra ben düşündüm,bu olaydan kendime pay çıkardım.Dahil olmayacağım olaylara ya da durumlara.Sadece işimi yapacağım,blog yazılarımı yazacağım,sizlerin yazılarını okuyacağım.Öbür türlü sarmal gibi büyüyor olaylar ve yazarak da bir sonuca ulaşılmıyor.Kendime de pay çıkardım yani bu olaydan :)
    Hepimizin yolu açık olsun.Öpüyorum seni kocaman :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sana bu konuda katiliyorum canim. Artik elestiri bile yazarken, birkac kez düsünecegim ve belki de yazmayacagim. Sadece polemik paratmak icin verilen tepkilerden biktim cünkü.

      Sil
    2. Tabii ki bahsedeceğim canım. Kitabımda da bahsettim senden 😊 Demek bir beklentiye girmişim senden, ihtiyacım olmuş 😂 Hiç kırılır mıyım tatlım sana?
      Artık yeni ve temiz bir döneme gireriz ve tatlı tatlı yazılarımızı yazarız.

      Kızım senin yeni girişimlerin ve ideallerin var. Dilerim gerçekleştirirsin. Bu arada değerli vakitlerinizden ayırıp, benim kitabım için söyleşi yapmışsınız, ne kadar teşekkür etsem azdır. Sana başarı dolu günler diliyorum. Sevgiyle gözlerinden öpüyorum :)

      Sil
    3. Seviyorum sizi 💙 💚 💛 💜

      Sil
    4. Biz de seni canım 💟 💞 💝 💓

      Sil
  6. Gece emailime yazın düşünce hemen oracıktan telefondan yazını okudum, okudum ve de okudum, Ece Abla. Çok ama çok haklı bir yazı. Ben de daha yeni başladım sayılır, daha bir senem bile dolmadı ama sandım ki ilk başlarda, blog yazarları; yani yazmaya gönül vermiş kişiler (daha birkaç kere geldi böyle şeyler başıma, diğerlerini tenzih ederim) en azından bir gönül işi yapıyorlar ve daha nazik olurlar, düşünceli olurlar, kalp kırmamaya çalışırlar (bile isteye) diye düşünüyordum. Halbuki, sokakta yere tüküren zihniyet ile bloğunda başkalarının ardından yüzüne söyleyemediklerini yazan zihniyetlerin arasında pek bir fark yok sanırım (içinde kalanları bloğunda tükürüyor aslında).
    Güvenememek burada da önemli bir koşul; hemen güvenmemek, senin benim gibi yazıyor diye kendin gibi bilmemek gerekiyor.
    Çocukça davranışlar bu bahsettiklerin hep. Çocuk ruhlu olmak değil tabii yanlış anlaşılmasın; erişkinliğe uygun davranışları gösterememektır çocukça davranmak. Yüzüne karşı söyleyemediklerini bloglarında yazabiliyorlar diye yazmaya çalışıyorlar. Hem de sırf üzmek için. Ben bile sıkılmaya başladım şimdiden, sen kim bilir nasıl sıkılmışsındır...
    Özellikle bir de kadın yazar olmak çok çok daha zor...
    Çünkü biliyoruz, erkek yazarlar çoğunluk itibariyle blogdan para kazanmak amacı ile başlıyorlar bu işe...
    Kadınlar ise genellikle günlük buhranlarını, ruh durumlarını, sevdikleri şeyleri, yazmaktan keyif aldıkları kesitleri paylaşıyorlar...
    Bu nedenle pek hoşuma gitmeyecek, cinsiyetim üzerinden değerlendirildiğim durumlarla da karşılaştım, (yazdıklarım üzerinden değil de) nezaket gösterip "Vay sen misin nezaket eden?" şeklindeki olaylarla da...
    O yüzden çok ama çok hak veriyorum yazına...
    Yazmaya gönül verenler, bu denli, bile isteye, başkalarını üzmek peşinde koşmamalı... Cesur olmalı, yazabildiği gibi konuşabilmeli de.
    Çünkü insanlar konuşarak anlaşır; bunu 21. yüzyılda her seferinde tekrar etmememiz gerekiyor artık biz insanlar olarak...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Epeyce geç cevap verdiğim için beni mazur gör kızım. Bilgisayarıma ulaşamadım bir çok engelden dolayı. Yorumları onayladım, hep aklımda idiler, sayfamda boynu bükük bekliyorlar diye üzüldüm. Nasip bu saat ve dakika imiş.
      Detaylıca düşüncelerini yazmışsın, çok teşekkür ederim yavrum. Gerçekten de, tıkandığım anlar oluyor. Ben gençleri hatalarıyla, kusurlarıyla seviyorum. Kızmak aklıma bile gelmiyor. Ama bazen öyle durumlar oluyor ki, "Pes" diyorum. Hiçbir yaklaşım durdurmuyor bazı kişileri. Biz aynı düşündüğün gibi; gönül insanlarıyız. Bir mesuliyet üstlendik ve bunun dışına çıkmak, önce kendimize, savunduğumuz şeylere ters düşmektir.
      Dilerim herkes üstüne düşeni yapar. Sevgiler kızıma 💓

      Sil
  7. Ne güzel bir yazıydı . Önce baktım çok uzun ben bunu sıkılır bitiremem dedim sonra baktım sonuna gelmişim . Bloggerda yeniyim ama önceden buralar cıvıl cıvılmış şimdi bir yazıma bir kaç yorum gelsin diye heyecanla bekliyorum . Ama olsun yine de burayı ve sizleri çok seviyorum . :) Sosyal medyada facebook artık kullanılacaklar listemde değil . İnstagram çektiğim fotoğraflarımı sergileyebilmem için müthiş bir platform benim için . Twitter ise gündemi takip edebilmek için güzel bir yer . Onun dışında insanları takip etmek , abuk subuk paylaşımlarını görmekten kaçınıyorum . Böyle kafam çok rahat . Siz çok naif yürekli bir ablasınız bizim için . Sizi tanıdığıma çok sevindim . Çok sevgiler . :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Uzundu evet Zehra'cığım 😊, şiirlerim de uzun oluyor. Tarzım bu galiba, beni güldürdün canım, çok yaşa... Ben de çok giremiyorum bu ara. Aklım hep sizlerde. Bir de ben çift elle klavye kullanamıyorum. Çalışacağım ama. Kim yorumdan mutlu olmaz ki kızım? Sosyal medya için düşüncelerimiz yakınmış. Yerinde kullanılırsa hepsi nimet yavrum.
      Ben de seni tanıdığım için mutluyum canım. İşte bu anları ve içimde hemen hareketlenen heyecanı çok seviyorum. Çok teşekkür ederim, düşüncelerini paylaştığın için, sevgiler sana 💟

      Sil
  8. Bu sıralar bloglarda gerçekten durgunluk var ablacığım. Bloğuma gelenleri ziyaret etmeye çalışıyorum. Bazen aradan gözden kaçanlar olsa da; bloglara yorum yazmak, ama gerçekten okuyup içten yazmak çok önemli. Sosyal medya konusunda gerçekten çok haklısın ablacığım. Benim çevremde de var öyle tipler. Sabah kalktığından gece yatana kadar yediğini, içtiğini, ne halt ettiğini sürekli paylaşıyor. İnsanlarda özel yaşam kalmadı. Aynı şey vlog çekip yükleyenlerde var. Yazık ki ne yazık. Sevgiler ablacığım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynı fikirdeyim Beyda kızım. Medya özel şeylerin paylaşılacağı yer değil ki... Durgunluk geçicidir inşallah. Çok iyiydik, biri yine bir mim konusu bulsa da yapsak... Teşekkürler ve sevgiler kızım 💞 💝 💓

      Sil
  9. Gelecek vaad eden bloglar olayı gereksiz uzadı. O konuda yazılacak çok şey vardı. Ama çoğu kişinin kalbi kırılacaktı. O tartışmaya hiç dahil olmak istemedim. Hakikaten bu aralar eski sıklıkta yazı yazılmıyor ya. Gerçi insan hayat meşgalesi içine düşünce yazmaya vakit de ayıramayabilir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Son seçeneğin, blog yazmadaki yavaşlamada çok etkili olduğunu sanıyorum Cem.

      Sil
  10. yazıyı okudum,bi üzüntü var siz de sıkıntınız da bu yüzden olmalı..ben de zaman zaman gerçekten sıkılıyorum blogdan ama sizler gibi değerli büyüklerimizin blogda yazma heveslerinizi görünce bize de bir ilham geliyo,yazmaya devam diyom sonra kendi kendime..🙂

    ben "Hayattan Zevk Almanın Kanunları" ( https://ertugrul-yildirim.blogspot.com.tr/2018/02/hayattan-zevk-almann-kanunlar.html ) yazımda, "meczup yazar"ın yorumuna şu cevabı vermiştim..""biz hayattan vazgeçmezsek mutlu hayatta bizden vazgeçmez" yada "biz hayattan vazgeçeceğimize acımasız hayat bizden vazgeçsin.." 😀 diye böle bi cevap vermiştim..🤔 prensib meselesi gibi bi cevap olmuştu ama aslında neden olmasın ki, bunu prensib yaparsak hayattan zevk almak belki daha kolay hale gelebilir herhalde..neyse yazdıklarınızda sonuna kadar haklısınız,sıkmayın pek canınızı,bu hayat can sıkıntısına değmez..sağlıcakla kalın..🙂

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle doğru düşünüyorsun Ertuğrul. Meczup Yazar oğlumun yorumunu da okudum. Bayağı dertli genç kardeşlerimiz... "biz hayattan vazgeçeceğimize acımasız hayat bizden vazgeçsin..." çok güzel bir bakış açısı. Böyle düşünerek ittirelim mutsuzluğu, aslında terapilerle ve düşüncelerimizi yoğunlaştırarak, mutluluğu kendimize kanalize edebileceğimize inanıyorum. Şimdi linke doğru gideceğim. Sağ ol, bize hazır oluyor 😂😂😂 Arge kardeşim😂 Teşekkürler yorum için, sizleri bırakmak kolay mı ? Gitmiyorum işte...😎

      Sil
  11. Bende de durup dururken sıkılma durumu ortaya çıkıyor yapmak istediğim çok şey var ama nasıl yapacağım hakkında az bir fikrimin olması beni üzüyor. Benim fazla düşünme huyum biraz takıntıya biraz da mutsuzluğuma neden oluyor kendimi pek mutlu etmeyi beceremem.
    Gerçekten çok güzel bir yazıydı Ece Abla burası çok güzel bir ortam hepimiz farklı şehirlerdeyiz ama aramızda bir bağ oluştu değerli büyüklerimiz ve yaşıtlarımızla aile ortamı oldu.
    Ben seni halama benzetirim Ece Abla bu yüzden çok değerli büyüklerimden birisin.
    Hayatımızın değişmesi, huzurlu istikbalin oluşması dileğiyle. Sevgilerimle Ece Ablacığım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Atakan; ne kadar değerli bir evlatsın sen oğlum... Allah ailene ve vatana bağışlasın seni.
      Bak oğlum, insan sorgulamadan; öylesine kendisini akara bırakarak yaşarsa, doğrusu maneviyatı pek de kuvvetli olmaz. Anladıklarımızın bizde sıkıntı yaratması ve düşüncelerimizin haddini aşmasını, şüphelerimiz olarak düşünmemiz doğaldır. Bu arayışta, doğruyu bulmak adına şüpheler de gereklidir. Olgunlaşabilmek için gerekenlerde başı çeker bu durum. Ve de, yaşantılarımızdaki kimi çalkantılı, kimi durgun zamanlardan çıkarımlarımızla birleşince bu hâl, ideal insana doğru giden, evrim sürecine gireriz.

      Ben; bana "İçinde ukte kalan ne var Ece abla?" diye sorsanız, derim ki "okumak..." Böyle, şehrimden biraz uzak, ardımı yana yakıla özleyeceğim ve bir nebze de olsa özgür bir -ben- olabileceğim kadar uzakta eğitim görmekti... Şartlar böyle gerektirdi. Ne ardımı özlemek, ne de eğitimimi olması gereken kadar almam nasip değilmiş diyorum ve bu yaşımda öğrenmeye, gelişmeye doyamıyorum.
      Şimdi ise ben, sizlerle o kadar mutluyum ki, anlatamam oğlum. Halana benzediğime de sevindim Atakan 😊
      Dilerim oradaki arkadaşlıkların bir ömür sürer. Başarılar dileklerimle gözlerinden öpüyorum oğlum. Sevgilerimle...

      Sil
  12. Çok teşekkür ederim Ece Ablacığım ☺ İçinde ukte kalani yapamamış olsan bile Ece Abla yaptıklarınla çok etkilisin ve insanlar üzerinde güzel bir etki bırakıyorsun ve bir çok kişiye yazdıklarınla hayat dersi veriyorsun. Ellerinden öperim Ece Ablacığım 😊

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağ ol Atakan. Düşüncelerin için çok teşekkürler. Sevgiyle gözlerinden öpüyorum oğlum 😊

      Sil
  13. Ece ablacığım ellerine gönlüne sağlık.
    Ben de blogumu çok seviyorum ama malum benim içeriğimle alakalı sık yayın açamıyorum eh torun muhabbetleri de başladı:))
    Zaman zaman ara boşluklar çok oluyor bunda diğer sosyal paylaşımların da etkisi çok fazla :) dediğin gibi oralar da çok vakit geçirelecek yer olmaktan çıkıyor git gide.
    Kucak dolusu sevgiler ablacım öpüyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O tatlı torunlarla ilgilenmek, her şeyin önünde gelmeli zaten Hatice'ciğim. Bundan on sene önce açsaydım bloğu, bu kadar meşgul olamazdım sanırım. Torunu hayata hazırladık, şimdi ise boş vaktim çok.
      Yaptığın nefis çalışmaları genelde instagramda görüyor, hayran oluyorum. Ne severdim bir zamanla ben de... Ama sen profesyonelsin. Ellerine, emeğine sağlık kardeşim. Yorum için çok teşekkürler ve sevgilerimle canım 😊

      Sil

Whatsapp Button works on Mobile Device only

Aramak için kelimeni yaz ve ENTER'la