Bir Zamanlar…

Hatıralar



Bir Zamanlar…

Eski defterlerimi karıştırdım bugün… Kendi tarihimin bir bölümü çıktı karşıma. Aile fertlerimin hepsinin hayatta ve genç, benimse çocuk olduğum günler. Epey önce yazmışım. Biraz uzunca olduğu için birkaç bölümde yayımlamaya karar verdim. Gerçek bir hikâyeden kesitler var içinde. Beraberce okuyalım bakalım…
Bugünün ahvalinden söz ederek başlamak istiyorum. Zira o zamanlarda bugünkü korkularımız, geleceğe dair bunca endişemiz yoktu. Ya her şeyden haberdar değildik ya da bize uğramamıştı daha. Teknolojiden nasibimizi alamasak da, zararlarından ise hiç etkilenmedik. Zekâlarımız aile hayatlarımıza ve büyüklerimizin donanımlarına göre şekillendi. Olanları ve olayları böylece ya çok iyi ya da hiç kavrayamadık. 
İnsanların bugünkü en onmaz hastalığı unutmak. Unutmak yaşananları yaşanmamış saydırabilir mi? Elbette hayır. 

Vatanımda on küsur sene birileri ne acılar çekti. Ne çok şehit verdik. Ne haksızlıklar oldu, halen de olmakta. Anlamamaya çalışmak, susmak ne kadar zormuş değil mi? Yaradan’dan gelen belalar hediye oldu. Zira onlar ” Büyük Düşünce”nin emriydi. Hikmetleri vardı. İnsanlardan gelen belaların ise hiçbir özrü ve avuntusu olamazdı. Dünya ve yaşam ‘fırsatlar kampanyası’ düşüncesiyle yaratılmadı. Her sabah ortalara salındıktan sonra, eve tek parça gelmenin sevincini yaşamalıyız artık. O; günlük bahşedilen yaşam hakkının yarın olup olmayacağından zaten emin değilken, bir de görünür tehlikeler tehdidindeyiz. 
O zamanlarda şehirde biri öldüğünde derin bir üzüntü yaşardık. Kazalar bizim gözümüzde facia idi ve gerçekten yakınlarının çektikleri acıları yüreğimizde hissederdik. Bizler böyle bir neslin çocuklarıydık. Hâlâ kim çekerse çeksin, acıları böyle duyumsuyorum. 

Geçelim hikâyeye…

Yer Uşak. On üç-on dört yaşlarındayım. Halil Erdoğmuş’un evi derlerdi, biz işte o iki katlı müstakil evde oturuyorduk. Şimdilerde adı dubleks villa… Ama korku evi gibiydi. Babam beşkardeş olduğumuz ve yanımıza okumak için gelen dayımla birlikte nüfusumuz sekize ulaştığı için seçmişti o evi. Çok bakımsız bir ev olmasına rağmen, üst katta oturan dört kardeş daha avantajlıydık. Babam kuralları evde çok sert bir hukukçuydu. Orada babam yokken rahattık. O geldiğinde çil yavruları gibi odalarımıza kaçardık.
Evden çıkış ve giriş, evde ders çalışma saatlerimiz, yemek düzenimiz belli bir rutine bağlanmıştı. Bunu değil bozmak, düzen bizim dışımızda olan şartlardan bozulursa bile cezalandırılırdık. Babam vazifesinde olduğunda bizim hür saatlerimiz başlardı. Hepimiz yaşımız ve haliyle getirdiği merak ve sevinçle hayata küçük dalışlar yapardık. Tabii ki babamı zor duruma düşürecek şeyler değildi bunlar. Onun çocukları olmanın ağırlığını hepimiz hissederdik. 

Çok büyük bahçesi olan bir evdi Halil Erdoğmuş’un evi. Ben o kadar meraklı bir çocuktum ki, karış karış incelerdim evin her yerini. Örneğin bahçemizin uzakça bir köşesinde müştemilata benzer ama yaşanamayacak kadar içi dökük bir baraka vardı. Sanki daha önceleri oturanların marangozlukla uğraştıklarını düşündüren malzemeler vardı içinde. Hepsine tek tek bakarken çok heyecanlanıyordum. Baraka benim sığınağım gibi olmuştu. Orada bir zamanlar neler yaşandığını öyle merak ediyordum ki… Sonra ağaçlar… Onlardan parlak bordo yapraklısına -ki sonradan elma ağacı dediler bana- tırmanır ve oradan sokağı seyreder ve ek binanın çatısına çıkardım. Mahalle sakinleri bizi çok merak ederlerdi, zira sokak yasaktı bize. Allah’tan ağaçta ve damda bir kertenkeleye rastlamamışım. O kıvrak sürüngenle ilk tanışmam ablamın kafasına düşmesi ve cıyak cıyak bağırmasıyla olmuştu. Korkumda ablamın payı var mı bilmem ama hâlâ görünce çok kötü oluyorum. 

Bundan sonraki bölüm: O ev savaştan sağ çıkmış bir yunan eviydi.

Görsel Pixabay'dan alıntıdır.

Ece Evren/24.03.2019 

9 yorum:

  1. Bildik çocukluk hikayelerimize benzer tadda başladı. Sonunu merak ediyorum. İnanıyorum nasıl güzel yaşanmışlıklar çok derin anlamlı anılar çıkacak.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Hoş geldiniz Taner Bey. Sizin de kim bilir ne anılarınız vardır ve bir özetini okudum zaten.
      Benim "Tek Kişilik Kalabalık" başlıklı bir hikâyem var. Dilerseniz o serime de bakabilirsiniz. Yorum için çok teşekkürler. Sağlıcakla kalın :)

      Sil
  2. Benim annemde çok kuralcı bir kadındı biz çocukken.Bazen babanı anneme benzetiyorum ablacığım.Serinin devamını bekliyorum :) Emeklerine sağlık :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler Yurdagül'üm. Aslında şimdi düşünüyorum da, böyle davranmasının iyi tarafları da varmış. Disiplinli olmayı küçükken öğrendim zira. Teşekkürler canım:)

      Sil
  3. Gerçek yaşamdan izler barındıran yazıları okumayı çok seviyorum Ece Abla. Ben de çocukken çok çıkardım ağaçların tepesine. Bir sonraki yazını bekliyorum. Sevgiyle ve sağlıcakla kal! :)

    YanıtlayınSil
  4. Ayy benim babam gibi. Merakla okuyacagim bu hikayeyi 🤗

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok benzer yanı var hayatlarımızın Derya'cığım. Despot baba da insanı sonradan kuvvetli yapıyor herhalde...

      Sil
  5. Babalar hep otoriter Ece abla. Güzel bir yazı, devamını da fırsat buldukça okuyacağım :)

    YanıtlayınSil
  6. Teşekkürler İbrahim Bey :)

    YanıtlayınSil

Whatsapp Button works on Mobile Device only

Aramak için kelimeni yaz ve ENTER'la