Bir Zamanlar-2

Hayvan Sevgisi,
Kedi ve  Çocuk        

Bir Zamanlar-2

Biraz da vatanımızdan, Kurtuluş Savaşı zamanlarından izler bırakan tarihlerden alıntılar verelim. Öncelikle ve özellikle Büyük Kumandan, dünyaca kabul görmüş büyük lider Mustafa Kemal Atatürk’e; vatanına kendini adadığı ve bugünkü kalan hürriyetimizi ve hâlâ bizlere yetebilen rahatımızı borçlu olduğumuz için minnet duyuyor, anısının önünde saygıyla eğiliyorum.  

<Uzun yıllardan beri Türk halkı, imparatorluğun değişik yerlerinde savaştığı için, tekrar savaşmak istemiyordu. Genel kanı; “Bizi Yunanlılar hariç kim idare ederse etsin” şeklindeydi. 8 Mustafa Kemal Paşa halkı motive etmek için Erzurum ve Sivas kongrelerini düzenlettirerek halkı belli bir ölçüde Kurtuluş Savaşı’na konsantre olmasını sağlamıştır. Fakat bu defa, ortada düzenli ordu yoktu. Ancak, 1920 yılının sonuna doğru 90.000 kişilik bir düzenli ordu kurmayı başarmıştır. İşte bu düzenli ordu 10 Ocak 1921’de I. İnönü, 1 Nisan 1921’de de II. İnönü savaşlarını yokluk, zorluk ve ümitsizlik içerisinde yaparak Anadolu’da Yunan ilerlemesini durdurmayı başarmıştır. İnönü savaşları var olmak veya yok olmak için yapılıyordu.
Osmanlı Devleti’nin ilk kurulduğu yer olan Söğüt, buralara uzak bir yer değildi. İşte buralarda bu defa Türk halkı var olmak için savaşıyordu.

Yunan işgalinin Türk halkı üzerindeki sarsıntısı, işgal ettikleri bütün yerlerde hissedildi. Yunan ordusu Başkomutanlığını yapan General Trikopis de Uşak, Çal köyde esir alındı. Kesin sonuç beş günde alınmış.
http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-40/izmirden-usaka-yunan-harekati-1919-1922

Üstteki linkten Yunan işgali ve ordumuzla yaptıkları savaşı detaylıca okuyabilirsiniz. Bu Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün vatanımızı kurtarma ve zafer harekâtının anlatımıdır. Eğer Kurtuluş Savaşı’nın önemini daha iyi kavramak istiyorsak şu linke bakmalıyız.
http://www.takvim.com/kurtulus_gunleri.php

2.Bölüm

Savaştan sağ çıkmış bir Yunan evi

Benim o yaşta büyüklerimden duyup bildiğim; bana bu evin Kurtuluş Savaşı’nda, Yunan işgalinden kalma, altında sığınak olan bir ev olduğuydu. Mimarisinden de belliydi zaten. Dışarıdan eve, ona yakın mermer basamaktan çıkılıyordu. İki kanatlı kocaman bir demir kapısı, üzerinde de kallavi bir tokmağı vardı. Çaldığında evin her yerinden duyulurdu. Babam genellikle faytonla gider ve dönerdi adliyeden. Bazen de, o zamanlar keşfe gidilen ciplerle şoför eşliğinde. Atların ayak seslerinden faytonla geldiğini hemen anlardık ve gereken tedbirlerimizi alırdık. 
Merdiven kabzaları da bordürlü mermerdendi. Çıkarken tutunduğumda üstünden elimin kayması beni nasıl mutlu ederdi. Bizler küçük şeylerden çok mutlu olurduk ama aslında elimin; üstünde adeta dans ettiği bu şey, çok büyük uğraşlarla yapıldığı belliydi. Kim bilir ne kadar uzun sürede inşa edilmişti o ev. Şimdiki çürük evlerin yanında bir sanat eseriydi. İç mimarisi de öyleydi. Evde iki üst katta ve biri aşağıda olmak üzere üstü mermer, mobilyası belli ki çok kaliteli bir ağaçtan konsollar vardı. Onun mermerlerinin ve mobilyasındaki kenar süslemelerinin temizliğini annem benim yapmamı isterdi. Diğer iki kız kardeşimin ev işleriyle alakaları yoktu. Ablam ders yetiştiremeyeceğim diye saçlarını çekiştirerek çalışır, küçük kız kardeşim de o zaman bile şarkılar söylerdi. Hafif batı müziği şarkılarıydı bunlar ve sesi,yorumu çok iyiydi. Ben anneme çok üzülür, onların tüm yaptıklarını ben de yapmama rağmen, anneme yardım etmeden de duramazdım.

Alt kata inilen merdivenler cilalı ahşaptandı. O zamanlarda bile iç dizayn nasıl böyle güzel düzenlenmiş, hâlâ aklım ermiyor. Eve dışarıdan baktığınızda içinin böyle olacağını tahmin etmek bayağı güç ama yapmışlar işte… Alt katta hayal kırıklıkları yaşardınız siz de olsaydınız. Üç oda ve dökülmüş bir mutfak. Annem, tabii ki üstteki mutfağı kullanırdı. Sanırım alt kat erzak için elverişliydi. Fareler için de çok cazip bir yer olduğunu yine ben fark ettim. Onlardan irice birini gördüğümde attığım çığlık baba korkusunu çoktan sollamıştı. Bütün aileyi ayağa kaldırmıştım. Hâlbuki alt katı incelerken kaçlarca defa çıkmış ve inmiştim oraya. Dayım çok sene kaybettiği için ablamla aynı sınıfa gidecekti, bizim yanımıza gelip okumaya başladığında. İkisinin de aynı kitapları kullanması bundandı. Sırayla çalışırlardı. Kitap değiş-tokuşunu da ben yapıyordum. Zavallı dayım ve ağabeyim alt katta yatıyorlardı. Onlar için bu sıfatı kullanmaktan kastım, alt katın rutubetli oluşundandır. Üstelik o istenmeyen misafirlerle uzunca bir süre komşuluk yapmışlardı. Sonradan birtakım tedbirlerle ve bahçe kapısına dikkat etmek şartıyla sorun giderildi. Alt kattaki salonda bir konsol ve üç oda, bir mutfak vardı.

Diğer iki odanın biri banyo idi ve evin en sevmediğim yerlerinden biriydi. Banyodan başka her şeye benziyordu. Bir kapaklı dolap düşünün, içi her ne kadar daha değişik bir mermerle döşenmiş olsa dahi onun üst katta olmasını tercih ederdim. Aynı odanın bir köşesinde annemin ayaklı dikiş makinesi vardı. Annem her şeyle yetinen bir kadın olduğu için her şartta mutluydu. Elbiselerimizi hep o dikerdi. Bir anım var ki, unutmam mümkün olmadı hiç. Bir gün gayet masum bir niyetle o makinenin başına geçtim. Bir şeyler dikmeyi tasarlıyordum ama annemden gizli yaptığım için bir yandan da korkuyordum. Elimde bir kumaş olmadığı için kimin olduğunu şimdi hatırlamadığım bir elbiseyi kestim. O parçalardan yeni bir giysi tasarlarken, tam da o sırada ablamla göz göze geldim. Yemyeşil gözler ateş saçıyordu sanki. Belki de kestiğim onun elbisesiydi. Birden bağırmaya başladı “Anneeee, gel bak Ece ne yapıyor burada” O gün başlayan terzilik faaliyetim ve “belki olurum” hayalim sonsuza kadar bitmişti. Hâlâ sökük dikmeyi bile sevmem... 
Son odaya gelelim. Asıl korku odası orasıydı. Zaten bizimkiler onun kapısını bile açmazlardı. Tabanının bir yanı içine göçmüş, içinden her türlü akrep vs. sürüngenlerin çıkmasının şaşırtmayacağı, siyah storları olan bir odaydı. Eski oturanlardan kalma olabilecek birkaç dökük koltuk, sehpa ve tahta parçaları vardı. Orayı kız arkadaşıma göstermiştim bir gün, o da korkmuştu. Fazla durmazdım o odada. Eşikleri vardı odaların ve oradan bu hayvanların girmesine engel olabiliyordu sanırım. Simsiyah storlar çok sevimsizdi. Savaştan kalmaydı ve bizimkiler bir tek o odayı düzene koymamışlardı.   

Yan tarafımızda okulum vardı. 1 Eylül İlk Okulu. Uşağın kurtuluş tarihi okulun adıydı. Bahçe duvarımızın öte yanındaydı. Ağaçlarla dolu çok güzel bir okuldu. Evimizde babamın yarattığı kaos dolu gecelere rağmen, gündüzleri çok mutlu bir çocukluk yaşamıştım. Beşkardeş birbirimizi çok severdik. Hem didişir, hem de, her sayısı çok kardeşler gibi muhalif olurduk birbirimize… Kız kardeşimle bahçemizde kedi beslerdik. Bazı geceler yavruları gizlice yatak odamıza kaçırır, onlarla yatardık. Miyavlamaları duyulmasın diye sürekli öksürürdük. Ablam bizi babam konusunda sürekli uyarıyor ama biz inatla her gece onları yatağımıza alıyorduk. Sonunda odamız pire istilasına uğradı. Küçük cezalar aldık. Annem çok insaflı bir kadındı. Kedi yavruları için biz hüngür hüngür ağlayınca, onları bahçede beslememize izin vermişti. Sevindik tabii. O günlerde minik kedilerden biri ölmez mi? Teselli söz konusu bile olamazdı artık bizi avutmakta. Ağlayarak bahçemizde bir yer kazdık ve gömdük. Hatırlayınca birden içim sızladı…  O zamanlardan beri hayvan severdik biz.

Ece Evren/26.03.2019

14 yorum:

  1. Çok etkilendim eskinin naif yaşanmışlıkları, adeta rüya misali çocukluk anılarımız, ve tüm ailenin yaşama gayreti gösterdiği meşhur dillere destan eviniz. Hikaye tadında olmuş. Ben çok beğendim. Keyif aldım okurken. Eskiler güzeldi, hatıralarımız film gibiydi. Bugün Tigris öğretmenin son yazısında anlatmak istediği tam da buydu. Eskiye özlem yakıp kavuşacak bir gün bizi.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Hoş gelmişsiniz Taner Bey. Evet, google,dan arattığımda adı geçen kişinin bir iş adamı olduğunu öğrendim.Tabii küçüktüm. Böyle şeylere karıştırmazdı babam. Tigris kızımın yayınına da bakayım.
      Çok teşekkürler yorumunuz için...

      Sil
  2. Ne güzel anlatmışsın Ece Abla. Devamını bekliyoruz :))

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sağ ol Yıldız kızım. Anılarla haşır neşir oldum biraz. Teşekkürler canım, sevgiler :)

      Sil
  3. Bayıldım bu güzel ve hüzünlü anılara Ece'ciğim, eline, koluna sağlık, minik kedi yüzünden biz de uzun yıllar önce pirelenmiştik:) ve unutmadan Atatürk'ümüzün mekanı Cennet olsun, tüm sevdiğimiz ve kaybettiğimiz aile üyelerimizin de...
    Sevgilerimi bıraktım ♥

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Hoş geldin kardeşim benim. Küçükten beri çok severim kedicikleri. Ne güzel günlerdi onlar.
      Atatürk'ümüzün ruhu şad olsun. Bu defa Allah bizleri utandırmaz inşallah Müjde'm. Yavaş yavaş da olsa değişim başlar dilerim. Çok öptüm canım, sevgilerimle :)

      Sil
  4. 5 kardeş olunca kimbilir ne güzel anılar biriktirmişsinizdir...sizin evde neşe gürültü patırtı hiç bitmemiştir eminim...ev çok ilginçmiş...o korkunç oda gerçekten korkunç gelirdi bana da görseydim...terzilik deneyimi kötü başlamış ama ablanız da ne yapsın tabii ki elbisesine üzülmüştür ve kızmıştır doğal olarak...dikiş makinesi kullanıp dikiş dikmeyi öğrenmeyi planlıyorum bu yaşdan sonra kendime ölmeden önce yapılacaklar listesi yaptım...ilki yağlıboya kursuydu ona başladım sıkılınca da sırada bu var....sevgilerimle...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. :))) Aslında evet canım.Çok keyifli günlerdi. Ben de az değilmişim, elbise kesmek de ne ola ki? Zaten sinirliydi ablam. Ağabeyimi biraz döverdi ama bana kızmakla yetindi :)) Ziyaretine geleceğim canım. Sevgilerimle :)

      Sil
  5. Her satirinda ayri yasanmisliklar... Ben de kücükken etegimi kesip kizilderilileri .sazdan etegi gibi yapmak istemistim 🤣🤣🤣

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. :))) Çok tatlısın Derya... Küçükken nasıl hayalperest oluyor insan...

      Sil
  6. Yeni bir seriye başlamışsın Ececiğim, kalemine kuvvet canım.. Çocukken yaşadıklarımız bambaşkadır, siyah-beyaz bir film gibi okuyorum inan yazdıklarını. Devamına bakacağım. :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Evet arkadaşım. Her hikâyeden sonra bir hüzün çökse de,bugün yaşadıklarımı
      ileride kaleme almak istemediğimden eminim. Siyah-beyaz olanlar çok daha kıymetli... Yorumun için çok teşekkürler. Sevgiyle kucaklıyorum seni :)

      Sil
  7. ''Bizler küçük şeylerden çok mutlu olurduk.''Gerçekten de öyleydi.Şimdi de diğer bölümü okumaya gidiyorum :) Kocaman sevgilerimle :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle Yurdagül'üm. En acı olanları bile, bugünlerde yaşadıklarımız gibi değil... Sevgiyle kucaklıyorum seni kızım :)

      Sil

Whatsapp Button works on Mobile Device only

Aramak için kelimeni yaz ve ENTER'la